galatasaray etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
galatasaray etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Mart 2010 Perşembe

DEJAVU




Fotoğraf 2 sene önce kupa yarı yada çeyrek finalinde, Cüneyt Çakır'ın Gökhan Gönül'ü elinde top varken ona atılan toptan eğilerek kaçmasına sarı kart göstererek 2. sarı karttan atması anından. O maçtan sonra bir daha nasıl hakemlik yapacağını düşündüğüm bir hakemdi Cüneyt Çakır fakat ne hikmettir ki Avrupa'daki 1 numaralı hakemimizdir. Acaba bunda soyadının ne kadar etkisi var. Tıp kı Aytekin Durmaz'ın o kadar kötü hakem olmasına rağmen üst seviye maçlarda görev alması gibi. Maalesef torpil bu kurumun en büyük sorunudur.

Fotoğrafın olduğu maçta 10 sarı ve 3 kırmızı kart göstermişti Cüneyt Çakır ve son dakikada gelen golle galatasaray turu kazanan takım olmuştu. O maçı izleyen tüm Fenerbahçelilerin aklından çıkmamıştır Cüneyt Çakır. 2 yıl sonra yine Ali Sami Yen stadında yine Fenerbahçe-Galatasaray derbisine atandı. 2 yıl önce yaptıkları ortada olan bir hakemin aynı takımlar arasında oynanan maça verilmesini kimse açıklayamaz. Bana kimse 1 numaralı hakemimiz demesin. Tribünde atılan veya kendi atlayan taraftar olayı için daha önce başka örneklerinde saha kapatılan ama iş Galatasaraya gelince münferit diye geçen, Keita'nın tribünlere kasık ağrısı göstermesine ses çıkarmayan ama iş noumaya gelince kıyameti koparan ve benzer olayda volkana ceza veren federasyonun son darbeyi vurma anıdır bu maça Cüneyt Çakır'ı ataması.

Belleklerimizde tazeliğini koruyan Cüneyt Çakır'ın yönettiği Galatasaray-Fenerbahçe derbisinin inşallah tekrarını izlemek zorunda kalmayız. İnşallah dejavu yaşamayız. Yenilirsek de inşallah hakemlerin değilde oyuncularımızın yaptıklarını yapamadıklarını konuşuruz. Bunları istemek de büyük iyimserlik.

23 Mart 2010 Salı

Özhan Canaydın'dan Sonra...





Sadece Galatasaray değil tüm spor camiası bir ağabeyini, Özhan Ağabey'ini kaybetti. Türk spor tarihinin gelmiş geçmiş en efendi ve dürüst başkanlarından biriydi kendisi. Sarı kırmızılı renklere gönülden bağlıydı.

Uzun bir süreden beri boğuştuğu kanser hastalığına dün gece yenildi. Allah rahmet eylesin. Mekanın cennet olsun. Galatasaray'lılar seni asla unutmayacak...

21 Ocak 2010 Perşembe

Jo Galatasaray'da


Lucas Neill'dan sonra Jo'da Galatasaray'da, sezon sonuna kadar kiralamışız. Haldun baba büyüklüğünü gösterdi yine. Avrupa Liginde oynayamıycak olması kötü haber fakat Baros'un mart ayına kadar olmamasından dolayı ve yurtiçi piyasanın bu kadar yüksek olduğu bi dönemde Jo gibi bi oyuncuyu kiralamak gayet mantıklı geldi.

14 Ocak 2010 Perşembe

Lucas Neill Galatasaray'da


Galatasaray'ın uzun süredir kadrosuna katmak için uğraş verdiği Everton'un defans oyuncusu Lucas Neill ile 1.5 yıllık sözleşme imzaladı. Hayırlı olsun, aksayan Galatasaray defansı için harika transfer bence.

15 Aralık 2009 Salı

Harry Kewell Gitme

Haldun Üstünel: ''Kewell çok iyi biri. Yeniden sözleşme imzalamamız 3 dakika sürer'' dedi.

Haldun baba yapmış açıklamasını. Tüm Galatasaray taraftarının istediği konu bu , oz büyücüsünün sezon sonu takımdan ayrılmaması. Hagiden sonra en çok sevilen yabancı oyuncu inşallah bizde kalır diyoruz.

4 Aralık 2009 Cuma

Ivan Babek'e Saygı

Dünkü Galatasaray-Panathinaikos maçının Hırvat hakemi bana göre kötü değildi. Spiker de dahil, çoğunluğun ortak görüşü hakemin maçı katlettiği yönünde ki, ben buna katılmıyorum.

Hakem art niyetli olsa, 39. dakikada Arda'yı çift sarıdan oyundan atardı zaten. Tabii, hataları da oldu ama genel anlamda cesur bir maç yönetti. Özellikle Mustafa Sarp'ın golünün iptalinde, hatasını telafi edebilmesi takdire değerdi. Bu pozisyonda hem stajyer hakemlerin somut katkısına, hem de hakemin atmosferden etkilenmeyen kararlı duruşuna tanık olduk. Çünkü nice tecrübeli hakem, böyle bir durumda yiğitliğe leke sürmemek adına kararını değiştirmezdi.

2010 Dünya Kupası arifesinde, uluslararası platformda hakem hataları çoğu takımın canını yaktı.
Özellikle Fransa- İrlanda maçından sonra çoğu kimse, haklı olarak, stajyer hakem uygulamasının da bir işe yaramayacağını düşünmüştü. Neyse ki, dünkü maçta bu konuda olumlu bir örnek gördük.

Neticede 32 yaşındaki "babadan torpilli" denilen hakem dün iyi iş çıkardı ve maçın genelinde hataları olsa da, ortalamanın üzerinde ve adil bir yönetim gösterdi. Darısı, diğer hakemlerin de başına...

3 Aralık 2009 Perşembe

Panathinaikos'a Dikkat


Yunan takımları çoğu zaman çetin çeviz rakipler olmuştur. Genellikle basketbol camiasında sükse yapan Panathinaikos, futbolda da zaman zaman iyi işler çıkarıyor. Bu akşam Galatasaray savunmasının giderek çeşitlenen zaafları karşısında özellikle Leto gibi bir oyuncu tehlike yaratabilir. Şahsi görüşüm, yine Galatasaray'ın kazanacağı ama bu sefer ilk maça göre daha fazla zorlanacağı yönünde.


Ama bunun için de Galatasaray'ın maçı kazanmayı daha çok istemesi ve hırslı olması şart. Yoksa Türk Milli Takımı'nın akıbetine uğrar.

26 Kasım 2009 Perşembe

Tarih & Tekerrür & ManU

Arif Erdem

Kubilay Türkyılmaz

Manchester United 3-3 Galatasaray | 20 Ekim 1993 | Arif Erdem , Kubilay Türkyılmaz

----------------------------------------------------------------------------------

Elvir Boliç

Manchester United 0-1 Fenerbahçe | 30 Ekim 1996 | Elvir Boliç

----------------------------------------------------------------------------------

Rodrigo Tello

Manchester United 0-1 Beşiktaş | 25 Kasım 2009 | Rodrigo Tello

23 Kasım 2009 Pazartesi

Vestel'e Terfi Edemeyenler

Dün 3 puan ve liderlik beklentisiyle sahaya çıkan Galatasaray'ın umduğu olmadı. Manisaspor'un sahaya yayılışı ve sistemi doğruydu.

Akıllı bir oyunla puan almayı başaran Vestel Manisaspor, bir iki yabancı takviyesiyle daha üst sıralara çıkabilir. (Zaten Trabzonspor'un nasıl Manisaspor'un üstünde yer aldığına hala şaşmaktayım) Yalnız, yabancı oyuncu tercihinde dikkatli olunmalı ve "kesinlikle" yabancı kaleci alınmamalı. Çünkü İlker iyi bir kaleci ve kendisine daha çok şans verilmeli.

Galatasaray ise mutlaka ama mutlaka yabancı stoper almalı. Çünkü savunmanın göbeğinin durumu içler acısı. İleride kaliteli bir Avrupa takımı, bu savunmayı ve kale dışında heryerde bekleyen Leo Franco'yu keklik gibi avlar. Ve yenilen basit gollerden sonra, Arda'nın şık çalımları, Sabri'nin çalışkanlığı, Mustafa Sarp'ın hırsı ve Kewell'ın milimetrik pasları da boşa gider.

Son yıllardaki savunma zaaflarından ve sırf bu yüzden alınan mağlubiyetlerden bir ders çıkarma vakti geldi de, geçiyor bile. Mutlaka önlem alınmalı.

9 Kasım 2009 Pazartesi

Diyarbakır Akşamı


Hafta içindeki duygusal açıklamalardan sonra, Diyarbakırspor'un sahadaki yerini alması sevindiriciydi. Maçı yorumlamadan önce de Diyarbakırspor hakkında biraz konuşmakta fayda var.

Kısıtlı bütçesine rağmen, alabileceği en iyi oyuncuları transfer eden Diyarbakırspor, sezon öncesi de hazırlık kampı yapamadı. Özellikle 2. hafta Trabzonspor'a iki gol birden atarak yıldızlaşan Tazemeta, maç oynanmadan 4 gün önce transfer edildi. Diğer forvet Mendoza da daha önce Şampiyonlar Ligi tecrübesi yaşamış bir oyuncu ve Belçika'da top oynadı. Yapısı itibarıyla da Diyarbakırspor'un ligde göze hoş gelen bir futbol ortaya koyduğunu söyleyebiliriz.

Dünkü maçta ilk 22 dakika çok istekli ve pres yapan bir Diyarbakırspor vardı. Güzel bir de gol attılar. Ancak Galatasaray futbol oynamayı hatırlayınca kalelerinde golleri gördüler.

Galatasaray'da Sabri çok özverili mücadele etti. Özellikle son haftalarda isabetli ortalarda yapabilen :) oyuncu güzel bir de gol attı. Ama korner direğinin yanında Tazemeta'yı ayağından tutup indirmesi kendisine yakışmadı.

Sonuçta Diyarbakırspor'un gücü maçı kazanmaya yetmedi ama bazı futbolcuların özellikle bu maçtan sonra da hakem hatalarından yakınmaları hoş değildi. Çünkü bu söylemler hep tek taraflıydı ve ev sahibi takımın maç içindeki gerginliği zaman zaman istenmeyen görüntülere sahne oldu.

Sonuçta önümüzdeki haftalarda daha sakin ve kontrollü olmak, Diyarbakırspor'un bir kaç basamak daha yukarı çıkmasını sağlayabilir.

5 Kasım 2009 Perşembe

SUÇLULAR BULUNDU




Stadımızda oynan Galatasaray maçında sahaya atılan yabancı maddelerle ilgili Kulübümüz detaylı bir tespit çalışması yaptı.

Günlerce süren titiz çalışmalarda önce sahaya atılan yabancı cisimlerin tribünlerin hangi bölgelerinden geldiği belirlendi. Daha sonra güvenlik kameralarının görüntüleri ve fotoğraflar üzerinde yapılan ayrıntılı incelemede sahaya yabancı cisim atanların oturduğu koltuklar ve stada giriş yaptıkları kapılar da tespit edildi.

Stadın farklı tribünlerinden sahaya yabancı cisim attığı belirlenen 8 kişinin fotoğrafları ve görüntüleri Kulübümüz tarafından İstanbul Valiliği Spor İl Güvenlik Kurulu, İstanbul Emniyet Müdürlüğü Spor Asayiş Bürosu'na ve Türkiye Futbol Federasyonu'na verilecek.

Kulübümüz sahaya yabancı cisim attığı saptanan 2 kişinin kombine kart sahibi taraftar olduğunu da belirledi. Bu kişilerin kombine kartları da iptal ediliyor.

Ayrıca kulübün uğradığı maddi zararlar nedeniyle bu kişiler hakkında yasal başvuru yollarına da müracaat edileceği bildirildi.




Derbide sahaya atılan yabancı maddeleri atanları tespit etti fenerbahçe. Derbiden bu yana sanki bundan önceki tüm derbiler çiçekler arasında oynanmış gibi fenerbahçeye saldırılar oldu. Yönetimin bu işi organize ettiği yönünde eleştiriler vardı. 2007 de şampiyonluğun ilan edildiği maçtan sonraki maç galatasaray maçıydı ve olanları dünkü gibi hatırlıyorum. Sahaya her saniye onlarca su şisesi atılıyordu.Hiç münferit olay olarak da durmuyordu. O zamanlar onları planlayanların bugün konuşmaya hakkı yoktur, dürüst edebiyatı yapması da çok komiktir. Olaysız geçsin diyoruz ama bilinç altımızda olayların kendisi apaçık durmakta. Çok ağır yaptırımlarımız olsaydı ve bunları uygulayabilecek federasyonumuz olsaydı kimse bunu yapmaya yeltenmezdi. Avrupa kupalarında hiç bişey yapamıyoruz yemiyor. O kadar olumsuzluk arasında fenerbahçe yönetiminin yaptığı bu olumlu hareket alkışlanmalı. Ne güzel atasözlerimiz var "iğneyi kendine, çuvaldızı başkasına batır" diye.



4 Kasım 2009 Çarşamba

Delikanlılık Ve Mahremiyet Dersleri (BY SAATCHİ)

Türkiye’de bazı şeylere erişmek diğer ülkelere nazaran çok daha kolaydır. Yani, özellikle bir yeteneğiniz olması gerekmez. Mühim yerlerde mühim tanıdıklarınız olsun yeter.

Bunun son dönemdeki en büyük örneği ve en çok ses getireni büyük sanatçı !!! ve spor camiasına çok büyük hizmetleri olmuş!!!! Ercan Saatçi adındaki zat-ı şahanedir!!!.

Söze şöyle gireyim ki, daha yazıyı tam okumadan, Fenerbahçe camiasına ya da Fenerbahçe TV’ye saldıracağımı sanacak arkadaşlar rahatlasın. Burada ne camianın ne televizyonun bir kabahati ya da sorumluluğu yoktur. Ki, görüntüyü sızdıranların o dönem FB TV’de şimdi ise GS TV’de çalışan kişiler olduğunun ispat edildiği söylenmekte, doğruysa şayet yapanların ayıbı. Kendi camiamızın içinden biri bir yanlış yaparsa, diğerleri gibi zeytinyağı gibi üste çıkıp her koşulda camiaya alkış tutmaktansa, hatayı kabul etmek daha insanca olur. Yani, görüntülerin dışarı verilmesi doğru ve etik değildir. Ama verildiyse de şayet, iki çift laf etmekte fayda var.

Anlayamadığım bir noktada ise, zat-ı muhterem kendisine komplo kurulduğunu iddia etmektedir. Bir taraftan da komplo malzemesi olabilecek beyanları küstahça sıralamaktadır. Yalnız benim bildiğim “meyve veren” ağacı taşlarlar. Arkadaşın basın camiasında tek bir meyvesini göremedik. Nice efsane Fenerlilerin nice hizmetlerini gördük, kendisininkini göremedik. Ama holiganizmini tescillediğini gördük.

Dünyanın en ünlü gazetelerine bakın. Spor koordinatörü denilen elemanlar hep basın camiasından gelmiş, gazeteciliğe hayatlarını vermiş kişilerdir. Burada ise kayınpederin ya da ex-kayınpederin Genel Yayın Yönetmeni olması yetiyor. Kimse aksini iddia etmesin. Bu adam bu mevkiye basın alanında çığır açtığı için falan gelmedi. Kaldı ki, geçenlerde Arda Turan’ı “sözde savunan” göz boyamaya yönelik yazısı ve benzerleri haricinde spor camiasında holiganizmi ve fanatizmi körükleyenlerin başında gelmiş, köşesinden camianın duayenlerine utanmadan laf sokmaktan da kendini alamamıştır. Fenerbahçe Kulübü'nün İletişim Müdürü Orkun Yazgan'ı sırf Galatasaray Lisesi'nde okuduğu için Galatasaraylı sanacak kadar da uzak görüşlülükten yoksundur. (Orkun Yazgan'ın da vefalı bir FB taraftarı olduğunu, biz bile biliyoruz.)

Galatasaray stadındaki küfürleri kıyasıya eleştirip, kendi -cep telefonu kamerası önünde değil- koskoca camianın televizyonun kayıtdışı kamerası önünde küstahça küfreden ve kendini savunmak isterken daha da acındıran bir insan evladıdır.

Hatasını kabul etmek yerine, “Sokaktaki insan daha da ağırını ediyor, benim yaptığım çok da farklı değil, ” demiş, bir de özel isim vererek çirkefini başka yere sıçratmış, Fenerbahçe Başkanı da dahil olayla alakası olmayanların ismini kullanmış, olayı da özel alan ihlaline ve tele kulak skandalına kadar bağlayıvermiştir. Sonra da içi boş bir özür dileyiverip gönlümüzü almıştır???? O zaman ben de diyorum ki, kendisi ya şov yapacak yer arıyordur ya da bu görüntüler 3 yıl sonra bir şekilde kamuya ifşa edildiğinde hangi organların “haksız” yere zan altına gireceğini düşünemeyecek kadar SORUMSUZDUR. Onun konumunda Selçuk Yula olsaydı( ki onun iş ahlakı vardır en azından) ben bu yazıyı yazmazdım bile. En son Erman Toroğlu’nu kendisiyle çelişmekle suçlamaktadır ama kendisine toz kondurmamaktadır! Müzik yarışmalarında jürilik yapmış, onu bunu “Arkadaş kıvırıyor çalın oradan 9-8 lik bir ritm” diye televizyonun önünde aşağılamıştır kendisi. Şimdi esas kıvıran kimdir acaba?

Ömer Çavuşoğlu gibi ses getiren tipler bile böyle aptalca bir şey yapmamıştır. Çıkmıştır, televizyon önünde Galatasaray bayrağına hareket çekmiştir ama bu zat-ı muhterem gibi de döneklik yapmamıştır. E.S onun tırnağı da olamaz o ayrı ama bu azmiyle!!! yakında takım çalıştırmaya da başlayabilir. Günlük hayatında gider bütün fanatik arkadaşlarını toplar, bütün Galatasaray camiasına küfredebilir, o kendisini ilgilendirir ama “ o ex kayınbaba torpiliyle edindiği konumu itibarıyla” sokaktaki adamın yapacağı her şeyi “alenen, kamera önünde” yapamayacağını da bilmesi gerekir. Ya da yaparsa sonuçlarına da katlanmayı bilmesi gerekir. O torpilli köşesinde “Taraftar delikanlılığından” söz ediyor, bunu telaffuz edecek en son adam da kendisidir.

Videoda kendisinin çok eğlendiğini de görüyoruz. Medya tepkisinden çekinen ev sahibi kendisini küfürlü konuşmamaya davet ediyor ama kendisi de küfürün yersiz olduğunu söylemek yerine içeriğini analiz ediyor. Eee, yaptığında yanlış yoksa bu süklüm püklüm özür dilemeler niye?Bu da kendisinin ilk saçmalığı değil. Zaten tepkimiz sıradan bir insanın ya da yazarın veya yöneticinin rakip takıma küfretmesine de değil. E.S'yi bu kadar özel!!!! yapan şey kendisi gibi takımlar arası gerginliği körüklemiş değerli bir yazarın!!!! (Sinan Engin diyor) eski incilerine bir yenisini daha ekleyip, bir de suç ortağı arayarak başka isimlerle kendini ve bu küfür trağini haklı göstermesinedir. Bir öyle bir böyle konuşup milleti zan altında bırakmasınadır. Medyaya özür dileyip şirin görünmeye çalışıp göz boyamasınadır. Meslek etiği olmadığı halde ahkam kesmeye yıllardır devam etmesinedir. Bir de Haldun Üstüner'i arayıp spor basınını karşısına almaması yolunda tavsiyelerde!!! bulunduğu haberi çıkmış. Böyle şeylere alkış mı tutalım? Tepkimizi koyacağız ki "mümkün olduğu kadar" Galatasaraylı Beşiktaşlı Fenerbahçeli hiç bir yazar, yönetici vs. böyle saçma sapan gündemlerin oluşmasına sebebiyet vermesin. Spor camiasında birazcık da olsa saygı olabilsin. Önce kameralara şov yapıp, sonra geri vitese takmasın kimse. O "başkalarının" hali hazırda böyle bir kaydı yok ama E.S'nin var. Konuşan ve konuyu da kendi rızasıyla açan da kendisi. Açık açık dalga geçiyor, aklı sıra mizah yapıyor. Çoğunluk da böyle bir şeyi doğru bulmadığını kamera önünde böyle şey yapmayacağını açık açık söylüyor. Ama neyse, E.S bildiği yolda devam etsin. Spor Koordinatörü "hala" kendisi. Ama 2 Kasım’daki efsane yazısının üstüne bir daha yazı yazabilir mi bilmem.

Not: Ercan Saatçi’nin Spor Koordinatörlüğü görevinden alındığına ilişkin haberler dolaşmakta. Kendisinin de Hürriyet Spor Servisi’nin duayenlerini tasfiye edecek bir liste hazırladığı biliniyor. Hatta gazatede yeni türeyen Kaan Koç isimli zatın da akrabası olduğu söyleniyor.(Aslında akrabası değil kankası, ortak müzik çalışmalarında bulunmuşlar.) Haberler doğruysa, kendisine hazmetmesi için limonlu maden suyu içmesini tavsiye eder, son yazısında bile hala kendini meyve veren ağaç zannetmesine de bir tarafımızla güldüğümüzü belirtir, kendisine değil ama FB ve Beşiktaş camialarına saygılarımı sunarım.

26 Ekim 2009 Pazartesi

DERBİNİN ARDINDAN




















Resimler Spor3.com sitesinden.

Yüksek Tansiyonlu Mücadele




Büyük maçın yankıları da tabii ki büyük oldu. Ve, futbolun adaleti tecil etti, maçı daha çok isteyen kazandı. Yani, maça tarafsız bakmayı da becerebilen herkes böyle düşünecektir. Bahane üretmeye gerek yok.


Özellikle maçtaki ilk ve ikinci golle ilgili tartışmalar yoğunlukta. Ben buradaki iddiaları değişik bir şekilde ele almak istiyorum. Şöyle ki:



1- İlk golde ofsayt olduğu yönünde tartışmalar var. Hatta gerçekten de ofsayt. Öyle bile olsa bu takımın savunma kurgusu iki pasta nasıl böyle pozisyon veriyor?Ceza sahasına gelen bütün yan toplar tehlikeli oldu. Takip eden pozisyonlardan birinde Lugano da çıkıp tek başına kafayı vurmayı başardı da, top direkten döndü.


2- Penaltı pozisyonunda Alex'in kendini yere bıraktığını iddia edenler var. Bana da düşürecek kadar bir müdahale yok gibi gelse de, pozisyonu bir kaç kere daha izlemek lazım. Yalnız; 32 yaşına gelmiş, dünyanın en önemli liglerinden birinde yıllarca oynamış bir kaleci ikinci defa degajı kalenin dibindeki rakibe atıyorsa ve bu rakip Alex'se, böyle bir pozisyonun olması gayet doğal değil mi? Zaten defansif orta sahalardan özellikle biri sürekli geriyi düşünerek oynadığı için, Franco da topla haddinden fazla buluştu. Savunma bu kadar kötü olduğu için de hala Franco hakkında net bir kanıya varamadı sporseverler.

Maçta atmosferi bilhassa germek isteyenler vardı sahada. Ve bir de 3. gol var ki, oradaki savunma mantığını çözebilmiş değilim. Gökhan zaten topu ayağında tutan oyuncuya pres yapmadığı gibi, altıpasın içindeki Guiza'ya yakın olmak yerine dışarıda bekleyen oyuncuya koştu. Dışarıdaki oyuncuyu tutması gerekenler de eli belinde seyredince Guiza nihayetinde golü attı. Top Galatasaray ceza alanı çevresinde o kadar çok dolaşınca gol olması da kaçınılmaz olmuştu zaten.

Daum maça iyi bir stratejiyle çıktı. Hatta "Savaşta her şey mubahtır." zihniyetiyle, sahada hırslı ve çok pres yapan bir şablon oluşturmayı da başardı. Galatasaraylı futbolcular sakin kalmayı başaramayıp, Keita'nın kapıldığı gibi tahrikçilere kapılınca pek bir şey yapamadılar. Ama o tahrikçiler dün daha çok isteyen ve koşan taraftı.

Neyse, maçı pek gerektiği gibi anlatmayan bir fotoğrafla başladık. Oradan bakılınca temiz bir maç gibi görünüyordur herhalde.







25 Ekim 2009 Pazar

Derbi Günü

Liverpool vs Man U

Kırmızıların derbisi...

--------------------------------------------------------------------------

antu.com


ultraslan.com

--------------------------------------------------------------------------

River Plate vs Boca Juniors

Burjuvanın takımı River Plate mi ? Halkın takımı Boca Juniors mu ?

21.15'te NTV Sporda...



19 Ekim 2009 Pazartesi

Bol Gollü Bir Maç


Ve maç beklenildiği gibi sonuçlandı. Ve maç öncesi hakkında konuştuğum Trabzonspor ile ilgili bir kaç şey daha söyleyerek yazıma başlamak istiyorum.Bu Trabzonspor'un buraya top oynamaya geldiğinden şüphe duydum aslında. Maç içinde zaman zaman sertlik olabilir. Ama Trabzonspor olayı biraz çirkefliğe döktü. Ve benim aslında önceki yazımda bahsettiğim vizyon olayı da biraz bununla ilgili. Büyük takımlar futbol oynamaya gelir, Beşiktaş gibi... Yenilir ya da yener. Pozisyon bulur, becerikli ve şanslı olursa atar,bazen şanssızlık eseri gol yer ama seviyeli oynar, şanına yakışır bir şekilde oynar. Futbol biraz da budur. Kimi orta kalite takımlar pres yapıp futbol oynatmamaya gelir, Eskişehirspor gibi.. Puanını alır gider. Bir de Trabzonspor'un bu gece uyguladığı bir model var, o da ancak daha küçük takımların yapacağı türden bir şey. İşte bu futbol mantalitesiyle , bu savunmasıyla, bu kilolu kalecisiyle ve Ceyhun!!!!! gibi yıldızlarıyla Trabzonspor Türkiye'nin Avrupa'da puan almasını ve başarı kazanmasını sağlayacak takım vizyonuna sahip değildir. Intertoto'da oynayıp tecrübe kazanırsa, zamanla olabilir. Ancak ligde yükseldikçe taraftarını -beyhude yere- ümitlendiren, ufak tefek bazı hedefleri yakalamaya çalışan bir takım hüviyetinde.


Maç içinde Trabzonspor'un tek ustalık kokan hareketi Colman'ın ilk golüydü. Bu tip bir golü Avni Aker'de de atmıştı Galatasaray'a karşı. Attığı ikinci golde de, olması gerektiği yerdeydi. Tabii, Galatasaraylı futbolcuların eşsiz ikramları da Trabzonspor'un futbol oynamasını sağladı. Yani, futbol oynayan da oynatan da Galatasaray'dı.


Ceyhun maç boyunca ortalığı çok gerdi. Ama gençlik heyecanından, ama kendini kanıtlama sevdasından ama başka nedenlerden ....


Neyse, çok kısaca Galatasaray'ın savunma zaafları devam ediyor ama hücumda üretkenliği yeniden bulmuş durumda. Ya da belkide karşısında savunma bulamamış durumda... Beklenmeyen goller yiyor ama telafi edebiliyor. Bu Galatasaray, ligi ilk ikinin içinde bitirir. Ama Trabzonspor ancak ilk sekize girme mücadelesi verir bu kafasıyla.Bu arada kaleci Silva'ya bir diyetisyen nezaretinde kilo vermesini, Hugo Broos'a da Belçika'daki eş dost için tez elden hediyelik eşya bakmasını tavsiye ederim.

sahipsiz Mİ LAN rijkaard


Gecenin en anlamlı pankartı.. Türk spor medyasına tepkimizi güzel göstermişiz..

18 Ekim 2009 Pazar

Galatasaray- Trabzonspor Maç Öncesi

Bu maçın öncesiyle ilgili analizimden önce Türk futboluyla ilgili bir iki gerçeği paylaşmakta yarar görüyorum.

Bahsedilenin aksine, Türk futbolunun temel yapısı 3 takım üzerine şekillenir: Beşiktaş, Fenerbahçe ve Galatasaray...

Seversiniz ya da sevmezsiniz. Tabii, bu üç büyüğün en büyüğünün hangisi olduğu da taraftarına göre değişir. Ama sonuçta Türk futboluna yön veren özellikle bu üç takımdır, inişli çıkışlı olsa da - ki bu Türk futbolunun doğasında vardır- Avrupa'da ses getiren, bir şeyler yapan en iyi "3" takım bunlardır. İstatistiklere bakarak Türkiye'yi kimin en başarılı şekilde temsil ettiği de kolayca görülebilir.

Neyse, bunların dışında kalan takımlar ise, lige belli bir seyir zevki katan, olaylara doğrudan veya dolaylı tesir eden, asansör takım hüviyetindeki Anadolu takımlardır. Ve her ne kadar, Trabzonspor'da 4. büyük olarak anılsa da, bu kategoriye dahildir. Çünkü bu Anadolu takımı zihniyetini üzerinden atamamıştır, atacak vizyonu da yoktur. Bu ligde birazcık derli toplu oynayan takım zaten ilk beşin içinde kendine yer bulur, hatta üç büyüklerin bu ilk 5'teki yeri her halükarda %80 garantidir. Yani, Trabzonspor ne kadar şampiyonluğu zorlasa da, daha ileriye yönelik bir adım atamaz. Ha, şayet ligi 2. bitirirse de, bu Sivassspor'un ömrü hayatında ilk ve son kez yapıp Şampiyonlar Ligi ön elemesi oynaması gibi şans ve 3 büyüklerin çok kötü bir sezon geçirmesinden dolayıdır.
Ben elbette Türk futbolunun hatta Türk sporunun gelişmesini isterim. Ama bunu yapabilecek 3 takım var neticede. Ligin son derecede çekişmeli olması, heyecanlı olması, bunlar günlük zevklerdir. Türk futbolunun dünya arenasında ne derece yükseldiğine bakmak gerekir. Avrupa kupalarındaki başarılara bakmak gerekir. Avrupa'da 3. 4. sınıf takımlardan "fark" yiyecekse, Trabzonspor'un da, ligi 2. 3. bitirip kupaya katılmasının da bir anlamı yoktur. Ancak kendi at gözlüklü hayalperest taraftarını boş yere ümitlendirmeye yarar. Yıllardır Avrupa kupası oynayan bu takım seneye gene ön eleme oynasa yapacağı bellidir. Avrupa Ligin'de yapacağı bellidir.
Ha, 90'lı yıllardaki kadrosu itibarıyla hakikaten 4. büyük olarak kabul gören, rakiplerine korku salan bu takımın Avrupa'da da başarılı olduğu olmuştur. Denizlispor gibi, Kocaelispor gibi bir defalık ve şans eseri.

Neticede, bu konu böyle uzar gider, ama futboldan biraz anlayan biri Trabzonspor'un, şampiyonluğu kovalasa da, iyi!!! transferler yapsa da, iddialı bir futbol ortaya koysa da, bir Anadolu takımı olduğunu bilir. Yani, Eskişehirspor gibi, Gençlerbirliği gibi, Gaziantepspor gibi; güçlü ligin seyrine etki eden ama Avrupa'da esamesi okunmayan bir takımdır. O ya da bu sebepten, mali durumdan, yönetimden; ama elimizde olan budur. Ben de olmasını ümit ettiğime göre değil de, olduğunu gördüğüme göre konuştuğum için bu yazıyı yazdım ve düşüncelerimi açıkladım.

Ve sonuç olarak, Galatasaray iyi gitmiyor ama Trabzonspor karşısında şanslı. Yani, Trabzonspor da Ankaragücü gibi bize şahlanabilir ama ben Galatasaray'ın en az iki farklı kazanacağını düşünüyorum. Zaten kazanamazsa, bu düşüş biraz daha sürecektir.

13 Eylül 2009 Pazar

Galatasaray- Beşiktaş 3-0


Bir çoklarına göre sonucu önceden belli olan maçta beklenen oldu. Galatasaray'ın iyi oynamamasına rağmen kazanmasına bir kaç haftadır şahit oluyoruz. Ama bu sene hücum silahları fazla olan Galatasaray, yine duran toptan ilk golü buldu. Beşiktaş aslında oynaması gerektiği gibi oynadı, alan daraltarak, pres yaparak Galatasaray'a top yapma şansı vermedi.

Ama neticede hala ideal 11'lerini bulamamış olmaları, gerekli değişikliklerin çok geç yapılması ve Mustafa Denizli'nin maç önceki demeçlerinde ısrarla söylemesine rağmen kanatların kapatılamaması sonucu hazırladı.


Galatasaray'da ise forvet ile savunma hattı arasındaki 40-50 metrelik boşluklar ve sol kanadın özellikle iki maçtır çok aksaması düşündürücü. Ama zorlu Panathinaikos maçı sonrası Kasımpaşa maçı pek zor geçmeyecektir. Bu tabloya bakıldığında Galatasaray'ın 10. haftaya kadar fire vermeden gitmesi beklenebilir. Çünkü Galatasaray kötü oynadığı zamanlarda dahi kazanmayı başaran bir takım görüntüsünde.


Maç içinde Beşiktaş Serdar Özkan'la ayakta kaldı ve önemli pozisyonlar yakaladı ama santraforsuz çıktığı maçta Serdar'a destek verecek ikinci bir adam yoktu. Yusuf'un kendi çapında attığı çalımlar bir yere kadardı ve saha içinde Nihat'ın topla buluştuğu anlara sayacak olsanız bir elin parmağını geçmezdi. İkinci yarıda oyuna giren Bobo'nun bedeni sahada, ruhu kim bilir hangi takımın yanındaydı. Bu sene Bobo'dan üst düzey verim beklemek de hayal olur. Beşiktaş'ın acilen toparlanması lazım. Geride kalan 5 maçta üç gol atılması da forvette yaşanan ciddi sıkıntının bir göstergesi.


Galatasaray'ın da orta sahada daha agresif bir futbol sergilemesi ve bazı futbolcuların iyice form tutması halinde, önünde kimsenin duracağını zannetmiyorum. Şimdi önümüzdeki Panathinaikos maçına bakalım.

29 Ağustos 2009 Cumartesi

AVRUPA LİGİ KURA DEĞERLENDİRMESİ


Öncelikle Fenerbahçe'den başlayalım değerlendirmeye. Fenerbahçe çok iyi takımlar çekti bana
göre ne zor ne de kolay rakipler. Steaua Bükreşten başlayacak olursak genelde bizim kluplerin küçümsediği ama onlara karşı başarı da elde edemediğimiz bir takım. Geçen sene şampiyonlar ligi elemesinde gs'ye rakip olduğunda lokum gibi kura değerlendirilmesi yapılıp boyumuzun ölçüsünü almıştık. Her sene belli bir seviyede olan bir takım steaua. Küçümsendiklerinde çok tehlikeli, dikkate alındığında ise rahat rahat 2 maçta en az 4 puan çıkarılacak bir takım. Transfer sezonunda gelir ve giderleri de çok olmamış. Goian'ı palermoya satmışlar. Twente ise hollandanın son dönemlerde yükselişe geçen ve iyi futbol oynayan ekibi. Geçen sene başarıda en önemli 2 oyuncuları arnautoviç ve nkufo idi. Arnautoviç'i intere sattılar ellerinde kaldı nkufo. AZ takımının geçen senelerdeki haline benzetiyorum twenteyi. Zico varken elenmiştik AZ'ye ama o zamana göre çok fazla fark var Fenerbahçe'de. Normal şartlarda en az 3 puan fazlası ise liderlik puanları olur bana göre. Sheriff takımını ise Beşiktaş ile eşleştiklerinde izlemiştik 2 sezon önce. Yorum yapmaya gerek yok. 6 puan haricini ben başarısızlık olarak görürüm.

Galatasaray ise Fenerbahçe'ye nazaran daha kolay takımlarla eşleşmiş gözüksede bence bize daha çok ters gelen takımlarla eşleşti. Tabiki Şu an galatasaraydaki futbolcu kalitesi ile pana hariç diğerlerine puan bırakmaması lazım. Belki deplasman da oynanacak bükreş karşılaşmasında 1 puan bırakma durumu var ama avusturya ekibine karşı 2 maçta 6 puan alması lazım. Panathinaikos ise daha çok bizim Türk takımlarına benziyor. Transfer sezonunda çok para harcayıp elindekileri ise parasız gönderen bir klüp imajı var. Geçen sene şampiyonlar liginde başarılı oldular. İyi de kadroları var. Gilberto Silva bu takımı çekip çeviren oyuncu. Unutmadan cisseyi kattılar kadrolarına. Bu 2 maçta 2 beraberlik yada 1 galibiyet 1 mağlubiyet normal olarak görüyorum. 3 ten fazla alınan puanlar lider yapacak olup 3ten az alınacak puanlar liderliğin değil 2. liğin gelmesine sebep olur.