Beşiktaş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Beşiktaş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Aralık 2009 Çarşamba

CSKA Hak Etti

Her şeyden önce Beşiktaş'ı özellikle son maçlarda gösterdiği özveriden, CSKA Moskova'yı da turnuvanın genelindeki başarısından dolayı kutlamak istiyorum.



Son maçlara girilirken, kalbimiz Beşiktaş'ın maçı kazanıp 3. olarak UEFA Avrupa Ligi'ne katılmasını dilerken, mantığımız da CSKA'nın baştan sona çok iyi mücadele ettiğini ve elenmeyi hak etmediğini söylüyordu sanki.



Kağıt üzerindeyse, Manchester United'ı İngiltere'de deviren Beşiktaş'ın CSKA Moskova gibi bir takımı İnönü'de çok rahat devirmesi bekleniyordu. Tabii, bu da kağıt üzerinde kaldı. Böyle olunca da, Manchester zaferi, başarısız bir sezonda alınmış tek Avrupa galibiyeti olarak, yani gündelik bir zafer olarak kaldı.



Geçmişteki başarılarımıza bakınca, ne Milli takımımızın ne de kulüplerimizin istikrarlı olmadığını ama özellikle yakın tarihimizin de, pek çok zaferlerle dolu olduğunu görüyoruz. Zaferlerin yanında da, zaman zaman cömertçe ya da amatörce saçtığımız puanlar da azımsanamayacak düzeyde.



Bence, tabloya genel anlamda bakınca Türk futbolseverler olarak cevaplamamız gereken sorular şunlar:



Türk futbolu, kısa dönem başarılara sevindiğimiz ama istikrar yakalayamadığımız, başarıları şansa dayanan ve Dünya futbolunu hep geriden takip eden bir seviyede mi?



Yoksa, kısa dönem gibi görünen başarılar aslında, yavaş ama emin adımlarla kendimizi hep geliştirdiğimizin ve aslında epeyce yol aldığımızın göstergesi mi? Türkiye Dünya futbolunda söz sahibi bir ülke mi?

İÇİMİZDEKİ İRLANDALILAR



Dünkü Beşiktaş-CSKA maçının hakemi beşiktaş taraftarınca ilginç bir şekilde karşılandı üstteki fotoğrafta görüldüğü gibi. Malum Fransa-İrlanda maçının hakemi kendisi. Henry kadar olmasa da o da tepkilerden nasibi aldı. Asıl ilginç taraf Euro2000 baraj maçlarında İrlandayı eledikten sonra Mustafa Denizlinin yaptığı "İçimizdeki İrlandalılar" lafı geliyor aklıma. Takımın rezalet bir yönetimle yenilgisine sebep olan Denizli bu açılan bayrak sebebiyle yine aynı tarihi lafı kullanır mı acaba?

26 Kasım 2009 Perşembe

Tarih & Tekerrür & ManU

Arif Erdem

Kubilay Türkyılmaz

Manchester United 3-3 Galatasaray | 20 Ekim 1993 | Arif Erdem , Kubilay Türkyılmaz

----------------------------------------------------------------------------------

Elvir Boliç

Manchester United 0-1 Fenerbahçe | 30 Ekim 1996 | Elvir Boliç

----------------------------------------------------------------------------------

Rodrigo Tello

Manchester United 0-1 Beşiktaş | 25 Kasım 2009 | Rodrigo Tello

21 Kasım 2009 Cumartesi

Sisli Geceler


Evet, dün yazmaya çalışıp da yazamadığım yazıyı bugün tamamlamaya çalışacağım. Aslında, bir olayın hemen akabinde pek düşünmeden bir tepki vermek sağlıksız sonuçlar doğurabiliyor. Bu yüzden bu yazıyı daha kısa ve daha "rafine" bir şekilde yazacağım.


Dün Fenerbahçe kötü top oynamadı. Hatta bu senenin en büyük artısı da yenildikleri maçlarda dahil, hep oyunun içinde olmalarıydı. İki dakika arayla gelen iki gol ister istemez takımın ritmini bozdu. Bir de buna ritmi kendinden bozuk oyuncuların gereksiz hareketleri eklenince, Fenerbahçe umduğu geri dönüşü yapamadı.


İbrahim Üzülmez'in ekstra performansının yanısıra sağ ayağıyla yaptığı ortada Fink'in güzel vuruşu ve sonrasında Bobo'nun attığı golden sonra kazandığı avantajı iyi kullanan Beşiktaş, üçüncüyü de bulup maçtan galip ayrılmayı bildi.


Son olarak, milletimizin genel bir özelliğine değineceğim. Çoğumuz, olayları abartmaya bayılırız. Ve tabii bu spor (ve özellikle de futbol) camiasında da aynı şekilde görülür. Mazisi ne olursa olsun, bir galibiyettten sonra kral (ya da padişah) olduğumuzu düşünürüz. Eğer Beşiktaş da bu hataya düşerse ve bu galibiyeti çok abartıp kendini yıldızların tepesinde sanırsa, bu hızlı yükselişin sonu aynı hızda seyredecek bir düşüş olabilir. Ama en azından bu galibiyetle, Beşiktaş 3 büyüklerden biri olduğunu "bazı Fenerbahçelilere" bir kere daha kanıtlamıştır sanıyorum.
Not: Maçın (bir iki ufak istisna hariç) baştan sona bu denli dostça bir atmosferde oynanması dün gecenin en güzel yanıydı. Darısı diğer derbilerin başına.






9 Kasım 2009 Pazartesi

Avni Aker'in Kahramanları


Dün gece haftanın önemli maçlarından biri oynandı Trabzon'da. Maç öncesi de dışarıdan bakıldığında skorla ilgili tahmin yürütmek zor gibiydi.


Dün Trabzonspor çok pozisyona girdi, hiçbirini değerlendiremedi. Beşiktaş da klasik oyununu ortaya koydu, gol bulana kadar neredeyse hiç hücum yapmadı. Yalnız olayın pek dikkat edilmeyen boyutunda farklı gerçekler var, işte onlar önemli.


Mesela Trabzonspor'un kalecisi Sylva'nın yedek kaleci Tolga'dan -kilosu haricinde- fazlası var mı? Bu adam geldiğinden beri kilo problemi var, kimse pek üstünde durmuyor. Sylva'nın yaptığından fazlasını Tolga rahatlıkla yapar ama Türk oyuncuların sıradan yabancılara kıyasla bile kredilerinin ne kadar az olduğunu görüyoruz.


Ayrıca Yattara, hala da taraftarın gözünde "süperstar". Yani göz var, nizam var çok yetenekli oyuncu olmasına rağmen kaç önemli maçta ciddi rakiplere karşı başarılı olmuş? Bu sezon kaç maçta oynamış? "Oynasa süper adam, aslında dünya çapında oyuncu, top tekniği muhteşem, diğerlerinin 90 dakikada yaptığını bu adam 15 dakikada yapar." gibi yorumlarla şişirilmiş ama günümüz futboluna uymayan bir oyuncu. Canı isteyince sahada bir şeyler yapan, disiplin sorunu yaşayan, takım içinde yer yer uyumsuz, bir sezonun yarısını tribünde veya kulübede geçiren bir süperstar... Modern futbol anlayışında arada sırada oynayıp göze çok hoş gelen hareketler yapan oyuncu değil, fiziği kondisyonu yeterli, oyun disiplini olan, sık oynayan ve özverili oyuncu el üstünde tutuluyor.


Bir diğer siyahi futbolcu kardeşimiz Tjikuzu da büyük yıldız adayı etiketiyle geldi ama hiç bir şey de yapamadı. Ayrıca, sicili pek de temiz olmayan Tjikuzu'nun takıma gelmeden önce vukuatlarından haberdar olunduğu halde, transferi yine de gerçekleşti. Şimdi de bu oyuncu "Namibya Barış Elçisi" misali her maçta tribünde, gönderilecek mi takıma tekrar mı kazandırılacak belli değil.


Hücum hattında ise, forvetlerin bal yapmaz arı oldukları çok rahat görülüyorken, bu sene o mevkiye de transfer yapılmadığı ya da alternatif bir oyuncu monte edilmediği için, savunma yapan takıma karşı gol sıkıntısı yaşanıyor. Hayalperest ve duygusal taraftar hala da şampiyonluk istiyorsa, bu yönetimin( ya da yönetim anlayışının) kesinlikle değişmesi gerektiğini bilmeli.

Bir de son bir nokta, kaleciyi de savunma kurgusuna dahil edersek, bu takımın savunması Galatasaray'dan bile kötü olabiliyor. Ama öyle "verimsiz" yönetimler oluyor ki bazen, ya gereken yerlere gereken transferi yapıp iyi bir kadro kuramıyorlar, ya da yeterli olan kadroyu oynatacak teknik adamı getiremiyorlar.


Gecenin galibi Beşiktaş ise tamamen Ernst'in bireysel becerisiyle bulduğu ekstra golle kilidi açtı ve ondan sonra da bulduğu boşlukları değerlendirdi. Yanlış anlaşılmasın, Ernst'in golü çok güzel ve ustaca atılmış bir goldü ama sonuçta pozisyonun gelişimine ve rakip sahadaki Beşiktaşlı sayısına bakarsak, çok ekstraydı. Ernst oradan güzel bir gol atmayı bildi.

Beşiktaş bu sene ikinci defa 2 gol attı. Zaten 2 gol bulduğu diğer tek maç olan Antalyaspor maçında da ikinci golü Tello frikikten atmıştı. Yani, Beşiktaş'ın da gol yollarında sıkıntıları çok. Ama Trabzonspor'a kıyasla her şeye rağmen daha derli toplu bir takım hüviyetinde ve bu futbol Süper Lig'de küçük takımlara karşı maç kazanmaya yetiyor. Ama bir sonraki maçta bu da yetmeyecektir.

4 Kasım 2009 Çarşamba

Delikanlılık Ve Mahremiyet Dersleri (BY SAATCHİ)

Türkiye’de bazı şeylere erişmek diğer ülkelere nazaran çok daha kolaydır. Yani, özellikle bir yeteneğiniz olması gerekmez. Mühim yerlerde mühim tanıdıklarınız olsun yeter.

Bunun son dönemdeki en büyük örneği ve en çok ses getireni büyük sanatçı !!! ve spor camiasına çok büyük hizmetleri olmuş!!!! Ercan Saatçi adındaki zat-ı şahanedir!!!.

Söze şöyle gireyim ki, daha yazıyı tam okumadan, Fenerbahçe camiasına ya da Fenerbahçe TV’ye saldıracağımı sanacak arkadaşlar rahatlasın. Burada ne camianın ne televizyonun bir kabahati ya da sorumluluğu yoktur. Ki, görüntüyü sızdıranların o dönem FB TV’de şimdi ise GS TV’de çalışan kişiler olduğunun ispat edildiği söylenmekte, doğruysa şayet yapanların ayıbı. Kendi camiamızın içinden biri bir yanlış yaparsa, diğerleri gibi zeytinyağı gibi üste çıkıp her koşulda camiaya alkış tutmaktansa, hatayı kabul etmek daha insanca olur. Yani, görüntülerin dışarı verilmesi doğru ve etik değildir. Ama verildiyse de şayet, iki çift laf etmekte fayda var.

Anlayamadığım bir noktada ise, zat-ı muhterem kendisine komplo kurulduğunu iddia etmektedir. Bir taraftan da komplo malzemesi olabilecek beyanları küstahça sıralamaktadır. Yalnız benim bildiğim “meyve veren” ağacı taşlarlar. Arkadaşın basın camiasında tek bir meyvesini göremedik. Nice efsane Fenerlilerin nice hizmetlerini gördük, kendisininkini göremedik. Ama holiganizmini tescillediğini gördük.

Dünyanın en ünlü gazetelerine bakın. Spor koordinatörü denilen elemanlar hep basın camiasından gelmiş, gazeteciliğe hayatlarını vermiş kişilerdir. Burada ise kayınpederin ya da ex-kayınpederin Genel Yayın Yönetmeni olması yetiyor. Kimse aksini iddia etmesin. Bu adam bu mevkiye basın alanında çığır açtığı için falan gelmedi. Kaldı ki, geçenlerde Arda Turan’ı “sözde savunan” göz boyamaya yönelik yazısı ve benzerleri haricinde spor camiasında holiganizmi ve fanatizmi körükleyenlerin başında gelmiş, köşesinden camianın duayenlerine utanmadan laf sokmaktan da kendini alamamıştır. Fenerbahçe Kulübü'nün İletişim Müdürü Orkun Yazgan'ı sırf Galatasaray Lisesi'nde okuduğu için Galatasaraylı sanacak kadar da uzak görüşlülükten yoksundur. (Orkun Yazgan'ın da vefalı bir FB taraftarı olduğunu, biz bile biliyoruz.)

Galatasaray stadındaki küfürleri kıyasıya eleştirip, kendi -cep telefonu kamerası önünde değil- koskoca camianın televizyonun kayıtdışı kamerası önünde küstahça küfreden ve kendini savunmak isterken daha da acındıran bir insan evladıdır.

Hatasını kabul etmek yerine, “Sokaktaki insan daha da ağırını ediyor, benim yaptığım çok da farklı değil, ” demiş, bir de özel isim vererek çirkefini başka yere sıçratmış, Fenerbahçe Başkanı da dahil olayla alakası olmayanların ismini kullanmış, olayı da özel alan ihlaline ve tele kulak skandalına kadar bağlayıvermiştir. Sonra da içi boş bir özür dileyiverip gönlümüzü almıştır???? O zaman ben de diyorum ki, kendisi ya şov yapacak yer arıyordur ya da bu görüntüler 3 yıl sonra bir şekilde kamuya ifşa edildiğinde hangi organların “haksız” yere zan altına gireceğini düşünemeyecek kadar SORUMSUZDUR. Onun konumunda Selçuk Yula olsaydı( ki onun iş ahlakı vardır en azından) ben bu yazıyı yazmazdım bile. En son Erman Toroğlu’nu kendisiyle çelişmekle suçlamaktadır ama kendisine toz kondurmamaktadır! Müzik yarışmalarında jürilik yapmış, onu bunu “Arkadaş kıvırıyor çalın oradan 9-8 lik bir ritm” diye televizyonun önünde aşağılamıştır kendisi. Şimdi esas kıvıran kimdir acaba?

Ömer Çavuşoğlu gibi ses getiren tipler bile böyle aptalca bir şey yapmamıştır. Çıkmıştır, televizyon önünde Galatasaray bayrağına hareket çekmiştir ama bu zat-ı muhterem gibi de döneklik yapmamıştır. E.S onun tırnağı da olamaz o ayrı ama bu azmiyle!!! yakında takım çalıştırmaya da başlayabilir. Günlük hayatında gider bütün fanatik arkadaşlarını toplar, bütün Galatasaray camiasına küfredebilir, o kendisini ilgilendirir ama “ o ex kayınbaba torpiliyle edindiği konumu itibarıyla” sokaktaki adamın yapacağı her şeyi “alenen, kamera önünde” yapamayacağını da bilmesi gerekir. Ya da yaparsa sonuçlarına da katlanmayı bilmesi gerekir. O torpilli köşesinde “Taraftar delikanlılığından” söz ediyor, bunu telaffuz edecek en son adam da kendisidir.

Videoda kendisinin çok eğlendiğini de görüyoruz. Medya tepkisinden çekinen ev sahibi kendisini küfürlü konuşmamaya davet ediyor ama kendisi de küfürün yersiz olduğunu söylemek yerine içeriğini analiz ediyor. Eee, yaptığında yanlış yoksa bu süklüm püklüm özür dilemeler niye?Bu da kendisinin ilk saçmalığı değil. Zaten tepkimiz sıradan bir insanın ya da yazarın veya yöneticinin rakip takıma küfretmesine de değil. E.S'yi bu kadar özel!!!! yapan şey kendisi gibi takımlar arası gerginliği körüklemiş değerli bir yazarın!!!! (Sinan Engin diyor) eski incilerine bir yenisini daha ekleyip, bir de suç ortağı arayarak başka isimlerle kendini ve bu küfür trağini haklı göstermesinedir. Bir öyle bir böyle konuşup milleti zan altında bırakmasınadır. Medyaya özür dileyip şirin görünmeye çalışıp göz boyamasınadır. Meslek etiği olmadığı halde ahkam kesmeye yıllardır devam etmesinedir. Bir de Haldun Üstüner'i arayıp spor basınını karşısına almaması yolunda tavsiyelerde!!! bulunduğu haberi çıkmış. Böyle şeylere alkış mı tutalım? Tepkimizi koyacağız ki "mümkün olduğu kadar" Galatasaraylı Beşiktaşlı Fenerbahçeli hiç bir yazar, yönetici vs. böyle saçma sapan gündemlerin oluşmasına sebebiyet vermesin. Spor camiasında birazcık da olsa saygı olabilsin. Önce kameralara şov yapıp, sonra geri vitese takmasın kimse. O "başkalarının" hali hazırda böyle bir kaydı yok ama E.S'nin var. Konuşan ve konuyu da kendi rızasıyla açan da kendisi. Açık açık dalga geçiyor, aklı sıra mizah yapıyor. Çoğunluk da böyle bir şeyi doğru bulmadığını kamera önünde böyle şey yapmayacağını açık açık söylüyor. Ama neyse, E.S bildiği yolda devam etsin. Spor Koordinatörü "hala" kendisi. Ama 2 Kasım’daki efsane yazısının üstüne bir daha yazı yazabilir mi bilmem.

Not: Ercan Saatçi’nin Spor Koordinatörlüğü görevinden alındığına ilişkin haberler dolaşmakta. Kendisinin de Hürriyet Spor Servisi’nin duayenlerini tasfiye edecek bir liste hazırladığı biliniyor. Hatta gazatede yeni türeyen Kaan Koç isimli zatın da akrabası olduğu söyleniyor.(Aslında akrabası değil kankası, ortak müzik çalışmalarında bulunmuşlar.) Haberler doğruysa, kendisine hazmetmesi için limonlu maden suyu içmesini tavsiye eder, son yazısında bile hala kendini meyve veren ağaç zannetmesine de bir tarafımızla güldüğümüzü belirtir, kendisine değil ama FB ve Beşiktaş camialarına saygılarımı sunarım.

Mustafa Denizli'nin İnadı


Malumunuz bizim yerli hocalarda "Teknik patron benim, en doğrusunu ben bilirim." şeklinde çıkışlara rastlamak mümkün. Genelde basın birazcık üzerilerine geldiğinde bu tip açıklamalar yapıyorlar, ama bunların takıma bir fayda getirdiğini hiç göremedik.


Dünkü Beşiktaş Wolfsburg maçının öncesinde Beşiktaş'ın sahaya çift forvet çıkacağını düşünüp de yanılanlardan biri de bendim. Her şeyin en iyisini teknik direktör bildiğine göre, herhalde kafasında bir plan vardı. Ama dışarıdan bakılınca bu maç Beşiktaş için mutlaka kazanılması gereken bir maç gibi duruyordu sanki. Beşiktaş gibi savunma kurgusu sağlam ve orta sahası sadece defansif meziyetlere sahip bir takımın orta sahayı bu kadar kalabalık tutmasına bir anlam veremedim. Sakınan göze çöp batar misali Beşiktaş gol yemeyeyim dedikçe rakip olmadık yerlerden ortada pozisyon bile yokken gol atıyor. Sayın Denizli ise "Olur da bir gol yersem, maçı lehime çevirecek ofans kurgusuna sahip miyim? " diye kendisine soruyor mu bilmem. Bobo yalnız başına ileride doğru dürüst pozisyona bile giremiyor. Serdar ne kadar özverili de olsa, büyük maçların adamı değil. Serdar gibi sadece koşan bir oyuncu yerine, Yusuf gibi kendi koşmayıp topu koşturan ve arkadaşlarını pozisyona sokabilen bir oyuncu oynatılabilirdi. Zaten Serdar da 45 dakika oynadı.


Ve kritik oyuncu değişikliği için herkes gibi 75. dakikayı beklerken, talih bu ya 65. dakikada Nobre oyuna girdi. Yalnız sahada Beşiktaş adına gördüğüm en istekli oyuncu Tabata'nın yerine... Tabata'yı orta sahadan alınca biraz kilolanmış formsuz Tello da dahil, forvete pozisyon hazırlayacak oyuncu da kalmadı. Belki Uğur İnceman bu yeteneklere fazlasıyla sahip ama bunu bir tek Sayın Denizli görüyor.


Almanya'daki maçta Beşiktaş' ın 10 kişi kalmış rakibini yenememesi hatta korkudan üstüne bile gidememesi aslında ciddi bir kayıptı. Kimse bunu göremedi. Bir de alınan bir puana bu kadar sevinilmesi -mazur görün ama- Türk Milli takımına karşı dünya tarihindeki ilk puanını alan San Marino'yu hatırlattı bana. Avrupa'da daha önce pek çok başarısı olan Koskoca Süper Lig şampiyonunda vizyon kalmamış. 1 puan herkesin olaya toz pembe bakmasına sebep oldu ama Wolfsburg'un burada farklı oynayacağı da beklenmeliydi. Beşiktaş turnuvanın en az şut çeken takımı, bu da demek ki Beşiktaş önce gol yememeye oynuyor. Ama gol atmayı pek düşünmediği için gol yediği bütün maçları da kaybediyor.


İngiltere'deki maçta CSKA'nın 3-1'den puan vermesini kimse Beşiktaş'ın kısmeti olarak yorumlamasın. Kısmet biraz da cesurca top oynayanın yanında olur. Hem Beşiktaş'ın İstanbul'da CSKA'yı mağlup edebileceğini ki garanti edebilir? O maça kadar CSKA'nın içeride oynayacağı bir Wolfsburg maçı var.


Özetle, çok iyi olan savunmasının göbeği hariç, Beşiktaş'ın kadro yapısı kalabalık ama yetersiz, bir de üstüne bu korkak futbolla Beşiktaş pek bir yere varamaz, varamadı da. Yani üzülmek ya da dövünmekten ziyade önlem almakta fayda var. Neyse ki Galatasaray ve Fenerbahçe cephesinde işler iyi gidiyor, hele ki üst turlarda Bayern Münich, Atletico Madrid, Marsilya, CSKA Moskova gibi takımların da katılmasıyla Uefa Avrupa Ligi daha da güzelleşecektir bizim için. En azından Avrupa maceramızın tümüyle bitmemiş olması güzel.

13 Eylül 2009 Pazar

Galatasaray- Beşiktaş 3-0


Bir çoklarına göre sonucu önceden belli olan maçta beklenen oldu. Galatasaray'ın iyi oynamamasına rağmen kazanmasına bir kaç haftadır şahit oluyoruz. Ama bu sene hücum silahları fazla olan Galatasaray, yine duran toptan ilk golü buldu. Beşiktaş aslında oynaması gerektiği gibi oynadı, alan daraltarak, pres yaparak Galatasaray'a top yapma şansı vermedi.

Ama neticede hala ideal 11'lerini bulamamış olmaları, gerekli değişikliklerin çok geç yapılması ve Mustafa Denizli'nin maç önceki demeçlerinde ısrarla söylemesine rağmen kanatların kapatılamaması sonucu hazırladı.


Galatasaray'da ise forvet ile savunma hattı arasındaki 40-50 metrelik boşluklar ve sol kanadın özellikle iki maçtır çok aksaması düşündürücü. Ama zorlu Panathinaikos maçı sonrası Kasımpaşa maçı pek zor geçmeyecektir. Bu tabloya bakıldığında Galatasaray'ın 10. haftaya kadar fire vermeden gitmesi beklenebilir. Çünkü Galatasaray kötü oynadığı zamanlarda dahi kazanmayı başaran bir takım görüntüsünde.


Maç içinde Beşiktaş Serdar Özkan'la ayakta kaldı ve önemli pozisyonlar yakaladı ama santraforsuz çıktığı maçta Serdar'a destek verecek ikinci bir adam yoktu. Yusuf'un kendi çapında attığı çalımlar bir yere kadardı ve saha içinde Nihat'ın topla buluştuğu anlara sayacak olsanız bir elin parmağını geçmezdi. İkinci yarıda oyuna giren Bobo'nun bedeni sahada, ruhu kim bilir hangi takımın yanındaydı. Bu sene Bobo'dan üst düzey verim beklemek de hayal olur. Beşiktaş'ın acilen toparlanması lazım. Geride kalan 5 maçta üç gol atılması da forvette yaşanan ciddi sıkıntının bir göstergesi.


Galatasaray'ın da orta sahada daha agresif bir futbol sergilemesi ve bazı futbolcuların iyice form tutması halinde, önünde kimsenin duracağını zannetmiyorum. Şimdi önümüzdeki Panathinaikos maçına bakalım.

1 Eylül 2009 Salı

ÖNÜMÜZDE KİMSE DURAMAZ



Beşiktaş dergisinin Eylül sayısında konuşan Demirören tek yürek oldukları sürece önlerinde kimsenin duramayacağını söylemiş. Kendisine söylemek lazım kendisinden daha büyük engel mi varmış Beşiktaş'ın önünde.

28 Ağustos 2009 Cuma

TABATA VE 8 MİLYON EURO




Uzun zamandır Tabata ismi geçiyordu ama Demirören'in bu kadar da saf mı desem başka bişey mi desem karar veremedim her neyse işte ondan olduğunu düşünemezdim. Tabata'ya 8 milyon euro saymış antepten almak için. Fm yi ilk defa oynayan küçük çocuk bile bu kadar para vermez
29 yaşındaki bir oyuncu için. Ya antep başkanı çok uyanık, yada demirören çok saf yada her ikisi. Geçen sene Ernst'i aldıklarında demiştim beşiktaş saçma sapan transfer yapmayı bırakıyor diye ama adam olmaz bu başkanla beşiktaş. Allah tüm beşiktaşlılara sabır versin.

20 Ağustos 2009 Perşembe

BOBO YERİNE SANOGO



St. Etienne Lyon'a sattığı golcüsü Gomis'in yerine Fil Dişili golcü Sanogo ile doldurdu. Sanogo geçen sene 2. dönem hoffenheim tarafından sakatlanan golcüsü İbiseviç'in yerini doldurmak için kiralanmıştı. Böyle bir forvet Sanogo. Gittiği hiç bir takımda dikiş tutamadı sanogo. Werder'e büyük umutlarla alınmıştı. Verim alamayınca hoffenheim'e kiraladılar. Hoffenheim'de de iyi performans gösteremedi. Etkisiz ve yeteneksiz olması daha da düşürüyor Sanogo'yu. Bakalım bir sonraki durağı neresi olacak.

Bobo sakatlanmasaydı ve Juan Figer çok fazla para istemeseydi sanogoyu almak zorunda kalmazlardı. Beşiktaş'da mutsuz olan Bobo'yu satıp 5.5 milyon Avroyu cebine indirecekti. Beşiktaş ve St. Etienne için iyi şans mı kötü şans mı ilerde göreceğiz.