Fenerbahçe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Fenerbahçe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Mart 2010 Perşembe

DEJAVU




Fotoğraf 2 sene önce kupa yarı yada çeyrek finalinde, Cüneyt Çakır'ın Gökhan Gönül'ü elinde top varken ona atılan toptan eğilerek kaçmasına sarı kart göstererek 2. sarı karttan atması anından. O maçtan sonra bir daha nasıl hakemlik yapacağını düşündüğüm bir hakemdi Cüneyt Çakır fakat ne hikmettir ki Avrupa'daki 1 numaralı hakemimizdir. Acaba bunda soyadının ne kadar etkisi var. Tıp kı Aytekin Durmaz'ın o kadar kötü hakem olmasına rağmen üst seviye maçlarda görev alması gibi. Maalesef torpil bu kurumun en büyük sorunudur.

Fotoğrafın olduğu maçta 10 sarı ve 3 kırmızı kart göstermişti Cüneyt Çakır ve son dakikada gelen golle galatasaray turu kazanan takım olmuştu. O maçı izleyen tüm Fenerbahçelilerin aklından çıkmamıştır Cüneyt Çakır. 2 yıl sonra yine Ali Sami Yen stadında yine Fenerbahçe-Galatasaray derbisine atandı. 2 yıl önce yaptıkları ortada olan bir hakemin aynı takımlar arasında oynanan maça verilmesini kimse açıklayamaz. Bana kimse 1 numaralı hakemimiz demesin. Tribünde atılan veya kendi atlayan taraftar olayı için daha önce başka örneklerinde saha kapatılan ama iş Galatasaraya gelince münferit diye geçen, Keita'nın tribünlere kasık ağrısı göstermesine ses çıkarmayan ama iş noumaya gelince kıyameti koparan ve benzer olayda volkana ceza veren federasyonun son darbeyi vurma anıdır bu maça Cüneyt Çakır'ı ataması.

Belleklerimizde tazeliğini koruyan Cüneyt Çakır'ın yönettiği Galatasaray-Fenerbahçe derbisinin inşallah tekrarını izlemek zorunda kalmayız. İnşallah dejavu yaşamayız. Yenilirsek de inşallah hakemlerin değilde oyuncularımızın yaptıklarını yapamadıklarını konuşuruz. Bunları istemek de büyük iyimserlik.

28 Şubat 2010 Pazar

MAÇIN FARK YARATAN OYUNCUSU FIRAT AYDUNUS




Liderlik yolunda önemli bir deplasman olan olimpiyat stadında oynanan maçta Fenerbahçe kaybederek şampiyonluk yolunda çok büyük bir darbe aldı. Maça çok saçma bir kadro ile başlayan Daum, denizi hangi mantıkla sağ kanada aldı anlamadım. Bunda denizin suçu yok, ilk defa oynamıştır herhalde sağ kanatta. 2. yarı Deivid girince Gökhan'ın da verimi arttı. Çok uzun tutmayacağım yazımı çünkü maça damga vuran 2 isim vardı. Biri Fenerbahçe teknik direktörü Daum diğeri ibb oyuncusu fırat aydunusdu. Daum her zaman gelenekleşen hatalarını yaptı. Ya kötü kadro çıkarıp sonradan etkili oyuncuları sokar yada iyi kadro sürüp sonradan kötü oyuncu değişikliği yapar. Bugün ilkini yaptı. İbb de ise maçın en iyi ismi fırat aydunus önce guizayı gole giderken düşüren ekrem ile kademe girerek kırmızı kart görmesini engellerken, aynı zamanda alexin bir çok atağını keserek takımına büyük katkıda bulundu. Kendisini tebrik eder, başarılarının devamını dileriz.

14 Şubat 2010 Pazar

MANİSASPOR 2 FENERBAHÇE 2



Herşey güzel başlamıştı Manisa'da Fenerbahçe adına. 2. dönemden itibaren başlayan artan form düzeyi en yüksek mertebeye yükselmişti. Fenerbahçe takır takır pas yapıyordu. Fenerbahçeyi bu kadar seri ve hızlı pas yaparken hiç seyretmemiştim. Bu maçtan Fenerbahçenin galip ayrılmaması çok düşük bir ihtimal olarak gözüküyordu oyuna bakıp değerlendirme yaptığımızda. Manisa ise bu dakikalarda ne yapacağını bilemez haldeydi. Nitekim o dakikalarda Özer'in yerden pasında alex'inde asisti paylaşmasıyla baroni öne geçiriyordu Fenerbahçe'yi. Öne geçince hemen aklıma Antep maçı gelmişti ama oynanan oyun ve sahadaki 11e bakınca mümkünatı yok diyorsunuz. 27. dakikaya kadar Fenerbahçe manisada istediği gibi at koşturuyordu. Maçın en önemli hamlesi o dakikada Reha Kapsal'dan geliyordu. Kemal Okyay'ı oyundan alıp yerine Mehmet Nas'ı sürdü. Mehmet Nas oyuna girdiğinde ortasaha daha kalabalıklaşmıştı manisa adına. Fenerbahçe yine pas yapıp oyunu yölendiriyordu ama Mehmet Nas öncesi gibi değildi. Topa sahip olan takım 69 a 31 fenerbahçeydi. İlk Yarının son dakikalarında Mehmet Nas cezasahasının ortasına doğru yaptığı ortada isaac çok güzel şekilde kafayla golünü atıyordu. Futbolun adaleti yok denir ya bu ilk yarı o söz için bir ispattı. Beraberliği yakalayan manisa defansın arkasına yolladığı topla simpson'ı buluşturdu ama volkanı geçen simpsona Gökhan Gönül engel oluyordu. Devreye 1-1 eşitlikle giriyorduk ama yine de ilk yarıda oynanan oyunu sürdürürsek galip gelirdik.

2. yarı ilk yarıdaki gibi olmasa da Fenerbahçe maçın hakimiydi, pozisyonları bulan oyuna hakim olan taraftı. Mest olmuştum oynanan oyundan dolayı ama goller kaçıyordu acaba bu pozisyonları ararmıyız diye de aklımdan geçiriyordum. Tam o anda yönetmen Gökhan Ünal'ı gösteriyordu. Bende aynı görüşteydim yönetmenle ama bizimle en fazla aynı görüşte olması gereken isim bizden farklı düşünüyordu. Semih belli dakikadan sonra yoruldu etkisiz oluyordu. Semih-Gökhan Ünal oyuncu değişikliği yapılarak ortasahada zayıf düşmezdik ama sekerek oyundan çıkan isim maçın başarılı isimlerinden biri Mehmet Topuzdu. Bu değişiklik olduğunda dakika 82 idi ama 70lerin başında yapılması gerekiyordu bana göre. Emre de oyundan alınınca Fenerbahçe ortasahada iyice düşmüştü. Nitekim defanstan dönen topların hepsi manisalı futbolcularda kalıyordu. Güven birkaç kez bu durumdan yararlanamadı ama isaac ilginç bir vuruşla manisayı uzatmalarda öne geçiriyordu. Daum ortasahadan vazgeçerek az kalsın 1 puandan da oluyordu ama sonradan oyuna giren Gökhan Ünal çok güzel yükselerek beraberliğe getiriyordu 90+6da. 1 dakika kalmıştı ama uzatmaların bitmesine ama 2 gol sevinci ve manisasporlu oyuncuların devamlı kendilerini yere bırakmaları sayesinde 4-5 dakika oynanmıştır. Hakem 30 saniye ekstradan oynatarak maçı bitiriyordu. Bu uzatma sürelerini asla beraberlik için bir bahane olarak görmüyorum ama oynamak isteyen takımlar için hakemler oyun bozan takımların ekmeğine yağ sürüyorlar. Bu konuda kendi içlerinde bir özeleştiri yapmalılar.


Genel anlamda maçtan bahsedecek olursak alınan skordan memnun olmasam da oynanan oyundan çok memnundum. Belki ligde bize şampiyonluk getirmez bu oyun ama avrupada üst seviye takımlar karşısında avantaj. Oynanan bu oyunun sürmesi en büyük dileğim. Kaçan puanlar telafi edilir ama güzel oyun izlemek bu puanlara değer.

16 Ocak 2010 Cumartesi

GÖKHAN ÜNAL FENERBAHÇE'DE




Kayserispor'dan yüksek bonservis ücretiyle trabzona gidince beklenti yüksek olmuştu, Trabzonsporlu taraftarının da üst düzey baskısı sayesinde çok iyi performans gösteremedi gökhan ünal. Fotoğraf şu andaki konumunu çok güzel özetliyor benim için. Kötü performans sebebini hemen taraftar baskısına bağladım ki kayserideki mutlu ve gülen gökhanın performansını hepimiz biliyoruz. Mehmet Topuz ile takımın seviyesini yukarı çıkardılar. O zaman takımın çıtasını yükseltenler bugün hem kendi hemde takımlarının çıtasını yükseltmeleri gerek. Mümkünmüdür bence mümkündür. Mehmet Topuz açısından bakarsak çok iyi anlaştığı oyuncu transfer olduğu takıma gelecek. Gökhan Ünal açısından bakarsak düşüşe geçmiş kariyerini yükseltmek için kendisine güvenen Türkiyenin en büyük takımı var.

Ülkemizde futbolcuların bi maçla ne hallere sokulduğunu düşünürsek Gökhan Ünal fenerbahçede sahiplenirse şu an gazete manşetlerinde neler yazıldığını hayal edebiliyorum. Fenerbahçe'ye hayırlı olsun diyelim.

12 Aralık 2009 Cumartesi

FENERBAHÇE-ANKARAGÜCÜ 3-2



Derbiden sonra hükmen Ankaraspor maçı harici 3 puan göremeyen Fenerbahçe nihayet çok kötü oyuna rağmen alex ve özer hurmacı sayesinde 3 puana uzandı. Maçı izlemeye giderken maç nasıl olur diye düşünüyordum. Geçen hafta verilen onca ceza ve olaydan sonra futbolcuların kulağı çekilmiştir deyip güzel oyun olmasa da rahat bir galibiyet alırız diye tahminde bulunmuştum. Seyircisizdi maç Fenerbahçe'nin cezası bu maçla doluyordu ve tuzsuz bir yemek gibiydi. Fenerbahçe de oyuna az pişmiş yemek gibi başladı. Topun sahibi olamıyordu Fenerbahçe, tabi burda Ankaragücünün de hakkını yememek gerekir. Çok koştular ve devamlı ayağa ve koşu yoluna çok güzel pas attılar. Attıkları golleri iyi izlerseniz bunları görürsünüz. Sonraki dakikalarda biraz dengelendi oyun fenerbahçe alex ile golü buldu. Alex gol atmasa guizanın hiç atmaya niyeti yoktu. Tabi bu gol oynanan oyunun sonucu olarak gelen bir goldü. Topu oynayan Ankaragücüydü. Tabi doğruları takım Metin Akan'ın akıl dolu pası ve Vasselin güzel takip edip köşeye göndermesiyle durum eşitlendi. Ankaragücü oynadığı futbolun meyvesini alıyordu.

2. yarı başlarken gole kadar Fenerbahçe'nin golü atma çabası yoktu. Selçuk geldiği günden bu yana futboluna 1 gram katkı yapmamıştı. Sokaktan herhangi birini getirsen fenerbahçe ortasahasına koysan bu selçuktan kötü oynamaz. Abartı yapmıyorum, aldığı her topu ya volkana yada ankaragüçlü futbolculara verdi. Neyse selçuk için gereksiz parmaklarımız yormayalım. olmadı olmuyor olmayacak. Birde geçen sene yönetimle pazarlığa gitti sözleşmesi için. Hey Allahım ya. 49 da yine kanatlara inen Ankaragücü öncesinde bilicaya bariz şekilde faul olmasına rağmen devam ettiren hakem sayesinde öne geçti. Bu anda afalladı fenerbahçeli futbolcular. Bu dönemi kısa sürede Özerin mükemmel pası ve alexin zor da vurup hürriyetin kaleci olarak uçup yetişemedi gol ile aştı. Tabi bu dakikaya kadar guizanın ismi geçmedi. İsmini duyduğumuz yerde her zamanki gibi gollerine kaçırmaya devam ediyordu. Çok ofsayta düştü. Hani ofsayta düştüğü düştüğü pozisyonları bile kaçırıyordu, bunları bile değerlendirseydi sevinecektik. Klasik daum oyuncu değişikliği gerçekleşti. Daum yine 75. dakikada oyuncu değiştiriyordu. Takip edin bundan sonra oyununun durması gecikmezse fix 75de değişiklik olur. Son dakikalarda bu ana kadar devamlı pozisyonlardan yararlanamayan guiza kaderin cilvesi olacak ki güzel bir vuruşla öne geçiriyordu fenerbahçeyi. Golden sonra klasik acıların çocuğu emrah bakışı atıyordu. Unutmadan söylemem gerekir ki Ankaragücü devamlı forvet oyuncusu sürdü sahaya. Çok net pozisyonlardan da yararlanamadı ama Fenerbahçenin üzerine gittiler ve galibiyeti kaçırdılar. Son dakikada bana göre gol olan pozisyonda hakem ankaragücünün golünü vermedi. Korner pozisyonu olduğu için çizgide olması lazım hakemin ve çizgide durunca topun içeri girp girmediği kabak gibi belli olur. 2. golde önündeki pozisyonda devam diyen yan hakem burda da golü vermiyordu. İlahi adelet denilebilir ama bence bariz şekilde hakemlerimizin yetersizliğindendir.

Özer hakkında konuşmasam çatlardım. Çok kaliteli bir kumaşı var oyuncunun ve tabi ona çok güvenen Aykut Hocanın da yanında bulunması çok büyük bir avantaj. Bugün harika oynadı ve bir daha daum kolay kolay kesemez. Hep böyle devam et Özer.

Son söz de kalkeci senecky için söyleyeceğim. Ankaragücü hem serkan kırıntılıdan kurtuldu hem de çok kaliteli bir kaleciye sahip oldu. Bi taşla 2 kuş bu olsa gerek.

Alemci Futbolcular



Son dönemde Fenerbahçeli Kazım hakkında çıkan haberlerin haddi hesabı yok. Bu sefer başka bir skandalla adı anılıyor. Ki, ortada olan durum gerçekten bir skandalsa , Kazım bu sefer de bu skandalın "organizatörü" olarak ön plana çıkarılmış durumda.




Futbolcunun rahip ya da imam hayatı yaşaması gerektiğini savunmuyorum tabii ki. Hatta, böyle şeylerin de özel hayat kapsamında olduğunu düşünenlerdenim. Ama bu olay ve üzerine yapılan açıklamalar önceki emsallerinden bile fazla ses getirdiğine göre, burada da biraz durmak lazım.




(Yakın geçmişteki örnekler deyince ilk aklıma gelen Türkiye'de S.Y, İ.T, Y.Ş gibi futbolcuların karıştığı iddia edilen Barbie operasyonu, Dünya'da ise skandal olarak tabir edilmeyen Wagner Love ve Robinho'nun Youtube'daki videosu ...)




Her şeyden önce Fenerbahçe'yi bir aile olarak niteleyen Daum, ailenin iç meselesini neden Alman basınına aksettiriyor?


Ya da Alman veya Türk basını fark etmez, neden açıklamalarında hep futbolcuları zan altında bırakıyor? Fenerbahçelilerin son dönemdeki açıklamaları da oldukça çelişkili olduğundan, kulüp futbolcusuna sahip mi çıkıyor, yoksa oyuncuların biletini mi kesiyor pek anlayamıyoruz. Yalnız bu "geri vitese takma" ya da "medya dansözlüğü" basının diline fena halde düştü, orası herkesin malumu.




Yönetici veya teknik direktör olmak kolay değil. Hele ki, Türkiye'de 3 büyüklerden birinde görev almak daha da zor. İşte bu zorluğun bilincinde olanlar da, aleyhte bir iddia patlak verdiğinde, karşı saldırıya geçmeden önce, biraz düşünmelidir. Bu tüm takımlar için geçerli kuşkusuz, yalnız Fenerbahçe yerli yersiz bunu o kadar çok yapıyor ki, "Yalanlama Fenerbahçe'nin göbek adı." kabilinden yazılar çıkıyor medyada. Ve yetkilinin at gözlüğünü takıp, yalanladığı iddiaların da önemli bir kısmı doğru çıkıyor maalesef. Demek ki, kulübün menfaatini savunurken, biraz olsun araştırıp, komik duruma da düşmemek gerek.




Bu alemciler arasında bir Beşiktaşlı bir de Galatasaraylı oyuncu olduğu da söyleniyor. İleride ne gibi gelişmeler yaşanır bilinmez, yalnız ismi ortaya atılan oyuncular arasında evli isimler de var ki, eğer bu isimlerin olayla ilişkisi yoksa, asıl basın burada nasıl kıvıracak onu merak ediyorum.


1 Aralık 2009 Salı

HANGİ YALANLAMAYA İTİBAR EDECEĞİZ?



Yatmadan önce bloglara uğramadan uyumayayım dedim. Chemedyada ki haberi gördüm ve dikkatimi çekti okuyayım dedim. O anda Fox da spor programı vardı Ersun Yanal ve Gürcan Bilgiç'in katıldığı programını da dinliyordum bi yandan. Yazıyı okuduktan sonra aradan 1 dk geçmeden Gürcan Bilgiç sabah gazetesinin haberini söylüyordu ve Fenerbahçenin bu haberi nasıl yalanlar diyordu. Sabahtaki haberin başlığı 'Emre maçta, kankalar barda'. Gazetedeki haberde futbolcuların 22.30 ile 00.30 arasında barda olduklarını söylüyordu. Kasımpaşa maçı 20.00 de başladığına göre bitiş saati de 21.45 olur. 21.45'te biten maçta olmadığını iddia eden gazetenin 22.30 da maçın oynandığı neresinden uyduruyor acaba. Yaptığınız haberi belirli bir zaman ayarlamasına oturtup sunsaydınız bizlere.

Haberin linkine buradan ulaşabilirsiniz.

26 Kasım 2009 Perşembe

Tarih & Tekerrür & ManU

Arif Erdem

Kubilay Türkyılmaz

Manchester United 3-3 Galatasaray | 20 Ekim 1993 | Arif Erdem , Kubilay Türkyılmaz

----------------------------------------------------------------------------------

Elvir Boliç

Manchester United 0-1 Fenerbahçe | 30 Ekim 1996 | Elvir Boliç

----------------------------------------------------------------------------------

Rodrigo Tello

Manchester United 0-1 Beşiktaş | 25 Kasım 2009 | Rodrigo Tello

21 Kasım 2009 Cumartesi

Sisli Geceler


Evet, dün yazmaya çalışıp da yazamadığım yazıyı bugün tamamlamaya çalışacağım. Aslında, bir olayın hemen akabinde pek düşünmeden bir tepki vermek sağlıksız sonuçlar doğurabiliyor. Bu yüzden bu yazıyı daha kısa ve daha "rafine" bir şekilde yazacağım.


Dün Fenerbahçe kötü top oynamadı. Hatta bu senenin en büyük artısı da yenildikleri maçlarda dahil, hep oyunun içinde olmalarıydı. İki dakika arayla gelen iki gol ister istemez takımın ritmini bozdu. Bir de buna ritmi kendinden bozuk oyuncuların gereksiz hareketleri eklenince, Fenerbahçe umduğu geri dönüşü yapamadı.


İbrahim Üzülmez'in ekstra performansının yanısıra sağ ayağıyla yaptığı ortada Fink'in güzel vuruşu ve sonrasında Bobo'nun attığı golden sonra kazandığı avantajı iyi kullanan Beşiktaş, üçüncüyü de bulup maçtan galip ayrılmayı bildi.


Son olarak, milletimizin genel bir özelliğine değineceğim. Çoğumuz, olayları abartmaya bayılırız. Ve tabii bu spor (ve özellikle de futbol) camiasında da aynı şekilde görülür. Mazisi ne olursa olsun, bir galibiyettten sonra kral (ya da padişah) olduğumuzu düşünürüz. Eğer Beşiktaş da bu hataya düşerse ve bu galibiyeti çok abartıp kendini yıldızların tepesinde sanırsa, bu hızlı yükselişin sonu aynı hızda seyredecek bir düşüş olabilir. Ama en azından bu galibiyetle, Beşiktaş 3 büyüklerden biri olduğunu "bazı Fenerbahçelilere" bir kere daha kanıtlamıştır sanıyorum.
Not: Maçın (bir iki ufak istisna hariç) baştan sona bu denli dostça bir atmosferde oynanması dün gecenin en güzel yanıydı. Darısı diğer derbilerin başına.






5 Kasım 2009 Perşembe

SUÇLULAR BULUNDU




Stadımızda oynan Galatasaray maçında sahaya atılan yabancı maddelerle ilgili Kulübümüz detaylı bir tespit çalışması yaptı.

Günlerce süren titiz çalışmalarda önce sahaya atılan yabancı cisimlerin tribünlerin hangi bölgelerinden geldiği belirlendi. Daha sonra güvenlik kameralarının görüntüleri ve fotoğraflar üzerinde yapılan ayrıntılı incelemede sahaya yabancı cisim atanların oturduğu koltuklar ve stada giriş yaptıkları kapılar da tespit edildi.

Stadın farklı tribünlerinden sahaya yabancı cisim attığı belirlenen 8 kişinin fotoğrafları ve görüntüleri Kulübümüz tarafından İstanbul Valiliği Spor İl Güvenlik Kurulu, İstanbul Emniyet Müdürlüğü Spor Asayiş Bürosu'na ve Türkiye Futbol Federasyonu'na verilecek.

Kulübümüz sahaya yabancı cisim attığı saptanan 2 kişinin kombine kart sahibi taraftar olduğunu da belirledi. Bu kişilerin kombine kartları da iptal ediliyor.

Ayrıca kulübün uğradığı maddi zararlar nedeniyle bu kişiler hakkında yasal başvuru yollarına da müracaat edileceği bildirildi.




Derbide sahaya atılan yabancı maddeleri atanları tespit etti fenerbahçe. Derbiden bu yana sanki bundan önceki tüm derbiler çiçekler arasında oynanmış gibi fenerbahçeye saldırılar oldu. Yönetimin bu işi organize ettiği yönünde eleştiriler vardı. 2007 de şampiyonluğun ilan edildiği maçtan sonraki maç galatasaray maçıydı ve olanları dünkü gibi hatırlıyorum. Sahaya her saniye onlarca su şisesi atılıyordu.Hiç münferit olay olarak da durmuyordu. O zamanlar onları planlayanların bugün konuşmaya hakkı yoktur, dürüst edebiyatı yapması da çok komiktir. Olaysız geçsin diyoruz ama bilinç altımızda olayların kendisi apaçık durmakta. Çok ağır yaptırımlarımız olsaydı ve bunları uygulayabilecek federasyonumuz olsaydı kimse bunu yapmaya yeltenmezdi. Avrupa kupalarında hiç bişey yapamıyoruz yemiyor. O kadar olumsuzluk arasında fenerbahçe yönetiminin yaptığı bu olumlu hareket alkışlanmalı. Ne güzel atasözlerimiz var "iğneyi kendine, çuvaldızı başkasına batır" diye.



4 Kasım 2009 Çarşamba

Delikanlılık Ve Mahremiyet Dersleri (BY SAATCHİ)

Türkiye’de bazı şeylere erişmek diğer ülkelere nazaran çok daha kolaydır. Yani, özellikle bir yeteneğiniz olması gerekmez. Mühim yerlerde mühim tanıdıklarınız olsun yeter.

Bunun son dönemdeki en büyük örneği ve en çok ses getireni büyük sanatçı !!! ve spor camiasına çok büyük hizmetleri olmuş!!!! Ercan Saatçi adındaki zat-ı şahanedir!!!.

Söze şöyle gireyim ki, daha yazıyı tam okumadan, Fenerbahçe camiasına ya da Fenerbahçe TV’ye saldıracağımı sanacak arkadaşlar rahatlasın. Burada ne camianın ne televizyonun bir kabahati ya da sorumluluğu yoktur. Ki, görüntüyü sızdıranların o dönem FB TV’de şimdi ise GS TV’de çalışan kişiler olduğunun ispat edildiği söylenmekte, doğruysa şayet yapanların ayıbı. Kendi camiamızın içinden biri bir yanlış yaparsa, diğerleri gibi zeytinyağı gibi üste çıkıp her koşulda camiaya alkış tutmaktansa, hatayı kabul etmek daha insanca olur. Yani, görüntülerin dışarı verilmesi doğru ve etik değildir. Ama verildiyse de şayet, iki çift laf etmekte fayda var.

Anlayamadığım bir noktada ise, zat-ı muhterem kendisine komplo kurulduğunu iddia etmektedir. Bir taraftan da komplo malzemesi olabilecek beyanları küstahça sıralamaktadır. Yalnız benim bildiğim “meyve veren” ağacı taşlarlar. Arkadaşın basın camiasında tek bir meyvesini göremedik. Nice efsane Fenerlilerin nice hizmetlerini gördük, kendisininkini göremedik. Ama holiganizmini tescillediğini gördük.

Dünyanın en ünlü gazetelerine bakın. Spor koordinatörü denilen elemanlar hep basın camiasından gelmiş, gazeteciliğe hayatlarını vermiş kişilerdir. Burada ise kayınpederin ya da ex-kayınpederin Genel Yayın Yönetmeni olması yetiyor. Kimse aksini iddia etmesin. Bu adam bu mevkiye basın alanında çığır açtığı için falan gelmedi. Kaldı ki, geçenlerde Arda Turan’ı “sözde savunan” göz boyamaya yönelik yazısı ve benzerleri haricinde spor camiasında holiganizmi ve fanatizmi körükleyenlerin başında gelmiş, köşesinden camianın duayenlerine utanmadan laf sokmaktan da kendini alamamıştır. Fenerbahçe Kulübü'nün İletişim Müdürü Orkun Yazgan'ı sırf Galatasaray Lisesi'nde okuduğu için Galatasaraylı sanacak kadar da uzak görüşlülükten yoksundur. (Orkun Yazgan'ın da vefalı bir FB taraftarı olduğunu, biz bile biliyoruz.)

Galatasaray stadındaki küfürleri kıyasıya eleştirip, kendi -cep telefonu kamerası önünde değil- koskoca camianın televizyonun kayıtdışı kamerası önünde küstahça küfreden ve kendini savunmak isterken daha da acındıran bir insan evladıdır.

Hatasını kabul etmek yerine, “Sokaktaki insan daha da ağırını ediyor, benim yaptığım çok da farklı değil, ” demiş, bir de özel isim vererek çirkefini başka yere sıçratmış, Fenerbahçe Başkanı da dahil olayla alakası olmayanların ismini kullanmış, olayı da özel alan ihlaline ve tele kulak skandalına kadar bağlayıvermiştir. Sonra da içi boş bir özür dileyiverip gönlümüzü almıştır???? O zaman ben de diyorum ki, kendisi ya şov yapacak yer arıyordur ya da bu görüntüler 3 yıl sonra bir şekilde kamuya ifşa edildiğinde hangi organların “haksız” yere zan altına gireceğini düşünemeyecek kadar SORUMSUZDUR. Onun konumunda Selçuk Yula olsaydı( ki onun iş ahlakı vardır en azından) ben bu yazıyı yazmazdım bile. En son Erman Toroğlu’nu kendisiyle çelişmekle suçlamaktadır ama kendisine toz kondurmamaktadır! Müzik yarışmalarında jürilik yapmış, onu bunu “Arkadaş kıvırıyor çalın oradan 9-8 lik bir ritm” diye televizyonun önünde aşağılamıştır kendisi. Şimdi esas kıvıran kimdir acaba?

Ömer Çavuşoğlu gibi ses getiren tipler bile böyle aptalca bir şey yapmamıştır. Çıkmıştır, televizyon önünde Galatasaray bayrağına hareket çekmiştir ama bu zat-ı muhterem gibi de döneklik yapmamıştır. E.S onun tırnağı da olamaz o ayrı ama bu azmiyle!!! yakında takım çalıştırmaya da başlayabilir. Günlük hayatında gider bütün fanatik arkadaşlarını toplar, bütün Galatasaray camiasına küfredebilir, o kendisini ilgilendirir ama “ o ex kayınbaba torpiliyle edindiği konumu itibarıyla” sokaktaki adamın yapacağı her şeyi “alenen, kamera önünde” yapamayacağını da bilmesi gerekir. Ya da yaparsa sonuçlarına da katlanmayı bilmesi gerekir. O torpilli köşesinde “Taraftar delikanlılığından” söz ediyor, bunu telaffuz edecek en son adam da kendisidir.

Videoda kendisinin çok eğlendiğini de görüyoruz. Medya tepkisinden çekinen ev sahibi kendisini küfürlü konuşmamaya davet ediyor ama kendisi de küfürün yersiz olduğunu söylemek yerine içeriğini analiz ediyor. Eee, yaptığında yanlış yoksa bu süklüm püklüm özür dilemeler niye?Bu da kendisinin ilk saçmalığı değil. Zaten tepkimiz sıradan bir insanın ya da yazarın veya yöneticinin rakip takıma küfretmesine de değil. E.S'yi bu kadar özel!!!! yapan şey kendisi gibi takımlar arası gerginliği körüklemiş değerli bir yazarın!!!! (Sinan Engin diyor) eski incilerine bir yenisini daha ekleyip, bir de suç ortağı arayarak başka isimlerle kendini ve bu küfür trağini haklı göstermesinedir. Bir öyle bir böyle konuşup milleti zan altında bırakmasınadır. Medyaya özür dileyip şirin görünmeye çalışıp göz boyamasınadır. Meslek etiği olmadığı halde ahkam kesmeye yıllardır devam etmesinedir. Bir de Haldun Üstüner'i arayıp spor basınını karşısına almaması yolunda tavsiyelerde!!! bulunduğu haberi çıkmış. Böyle şeylere alkış mı tutalım? Tepkimizi koyacağız ki "mümkün olduğu kadar" Galatasaraylı Beşiktaşlı Fenerbahçeli hiç bir yazar, yönetici vs. böyle saçma sapan gündemlerin oluşmasına sebebiyet vermesin. Spor camiasında birazcık da olsa saygı olabilsin. Önce kameralara şov yapıp, sonra geri vitese takmasın kimse. O "başkalarının" hali hazırda böyle bir kaydı yok ama E.S'nin var. Konuşan ve konuyu da kendi rızasıyla açan da kendisi. Açık açık dalga geçiyor, aklı sıra mizah yapıyor. Çoğunluk da böyle bir şeyi doğru bulmadığını kamera önünde böyle şey yapmayacağını açık açık söylüyor. Ama neyse, E.S bildiği yolda devam etsin. Spor Koordinatörü "hala" kendisi. Ama 2 Kasım’daki efsane yazısının üstüne bir daha yazı yazabilir mi bilmem.

Not: Ercan Saatçi’nin Spor Koordinatörlüğü görevinden alındığına ilişkin haberler dolaşmakta. Kendisinin de Hürriyet Spor Servisi’nin duayenlerini tasfiye edecek bir liste hazırladığı biliniyor. Hatta gazatede yeni türeyen Kaan Koç isimli zatın da akrabası olduğu söyleniyor.(Aslında akrabası değil kankası, ortak müzik çalışmalarında bulunmuşlar.) Haberler doğruysa, kendisine hazmetmesi için limonlu maden suyu içmesini tavsiye eder, son yazısında bile hala kendini meyve veren ağaç zannetmesine de bir tarafımızla güldüğümüzü belirtir, kendisine değil ama FB ve Beşiktaş camialarına saygılarımı sunarım.

26 Ekim 2009 Pazartesi

DERBİNİN ARDINDAN




















Resimler Spor3.com sitesinden.

25 Ekim 2009 Pazar

Derbi Günü

Liverpool vs Man U

Kırmızıların derbisi...

--------------------------------------------------------------------------

antu.com


ultraslan.com

--------------------------------------------------------------------------

River Plate vs Boca Juniors

Burjuvanın takımı River Plate mi ? Halkın takımı Boca Juniors mu ?

21.15'te NTV Sporda...



2 Ekim 2009 Cuma

ÖZER HURMACI



Fenerbahçe taraftarın bu yaz Mehmet Topuz transferinden sonra gelişine en çok sevindiği futbolcuydu Özer. Geçen sene Aykut Kocaman'ın da öğrencisiydi. Youtube da videolarını hemen hemen tüm futbolseverler izlemiştir. Genelde Türk futbolcusunun yapısını bildiğimden Özer'e şüphe ile yaklaşmıştım acaba anlatıldığı kadar iyi performans gösterecekmiydi. Genelde altyapı eğitimleri ve mental yapılarından dolayı üst seviyeye çıkamıyorlardı ama Özer bunlardan farklıydı. Fenerbahçe Tv ye ilk çıktığında sanki yıllarca futbol oynamış tecrübe sahibi bir oyuncu havasındaydı. Kendinden emin ve hedeflerini net bir şekilde ortaya koyuyordu. Almanya'da büyüdüğünden etkili konuşamadığı Türkçesini geliştirmek için devamlı kitap okuduğunu söylüyordu. Gençleri bırakalım belirli yaştaki futbolcuların bile acaba kaçı kitap okuyordu. Aykut Kocaman yolunda ilerliyor. Özer'in en büyük şansızlığı çok yanlış zamanda fenerbahçeye gelmiş olmasıydı. Demek istediğim Daum zamanında gelmiş olması. Yönetim Daum'u takımın başına getirirken sadece lige odaklanmıştı. 3 sene üstüste şampiyon olmak için Daum biçilmiş kaftan ama avrupada başarısız olduktan sonra ligdeki başarının bi anlamı olmuyordu. Hedefe giderken sadece işine yarayacak oyuncuları oynatıyor, hazırlık maçında bile gençlere şans vermiyor daum. Yönetim lafa gelince genç kadro kuruyoruz, gençlere önem veriyoruz diye açıklamalar yapıyor ama açıklama ile tam tersi bir hocayı takımın başına getiriyor. Dün oynanan sheriff maçında ligde oynadığı maçlarda Özeri oyuna sürmek hiç gelmiyor aklına daumun. Zaten yaptığı değişiklikler hep aynı. Allah Özere ve onu fenerbahçe formasıyla izlemek isteyenlere sabır versin.

29 Ağustos 2009 Cumartesi

AVRUPA LİGİ KURA DEĞERLENDİRMESİ


Öncelikle Fenerbahçe'den başlayalım değerlendirmeye. Fenerbahçe çok iyi takımlar çekti bana
göre ne zor ne de kolay rakipler. Steaua Bükreşten başlayacak olursak genelde bizim kluplerin küçümsediği ama onlara karşı başarı da elde edemediğimiz bir takım. Geçen sene şampiyonlar ligi elemesinde gs'ye rakip olduğunda lokum gibi kura değerlendirilmesi yapılıp boyumuzun ölçüsünü almıştık. Her sene belli bir seviyede olan bir takım steaua. Küçümsendiklerinde çok tehlikeli, dikkate alındığında ise rahat rahat 2 maçta en az 4 puan çıkarılacak bir takım. Transfer sezonunda gelir ve giderleri de çok olmamış. Goian'ı palermoya satmışlar. Twente ise hollandanın son dönemlerde yükselişe geçen ve iyi futbol oynayan ekibi. Geçen sene başarıda en önemli 2 oyuncuları arnautoviç ve nkufo idi. Arnautoviç'i intere sattılar ellerinde kaldı nkufo. AZ takımının geçen senelerdeki haline benzetiyorum twenteyi. Zico varken elenmiştik AZ'ye ama o zamana göre çok fazla fark var Fenerbahçe'de. Normal şartlarda en az 3 puan fazlası ise liderlik puanları olur bana göre. Sheriff takımını ise Beşiktaş ile eşleştiklerinde izlemiştik 2 sezon önce. Yorum yapmaya gerek yok. 6 puan haricini ben başarısızlık olarak görürüm.

Galatasaray ise Fenerbahçe'ye nazaran daha kolay takımlarla eşleşmiş gözüksede bence bize daha çok ters gelen takımlarla eşleşti. Tabiki Şu an galatasaraydaki futbolcu kalitesi ile pana hariç diğerlerine puan bırakmaması lazım. Belki deplasman da oynanacak bükreş karşılaşmasında 1 puan bırakma durumu var ama avusturya ekibine karşı 2 maçta 6 puan alması lazım. Panathinaikos ise daha çok bizim Türk takımlarına benziyor. Transfer sezonunda çok para harcayıp elindekileri ise parasız gönderen bir klüp imajı var. Geçen sene şampiyonlar liginde başarılı oldular. İyi de kadroları var. Gilberto Silva bu takımı çekip çeviren oyuncu. Unutmadan cisseyi kattılar kadrolarına. Bu 2 maçta 2 beraberlik yada 1 galibiyet 1 mağlubiyet normal olarak görüyorum. 3 ten fazla alınan puanlar lider yapacak olup 3ten az alınacak puanlar liderliğin değil 2. liğin gelmesine sebep olur.

25 Ağustos 2009 Salı

KINSEY IS BACK


İlk olarak Salsa Basket'te gördüm haberi nasıl bir heyecanla okudum anlatamam. Son şampiyon olduğumuz sezonda takımın solomonla beraber en iyi oyuncusuydu. NBA hayalleri vardı olmadı süre alamadı cleveland'da tekrar döndü yuvasına diyebilirim. Bir tek eksik parça kaldı o da Aydın ÖRS hocamızdır. Onu da tekrar görsek daha başka bişey istemem. Varsın şampiyonlukları Aydın Hoca kaybetsin. Gerçi kaybetmez o da ayrı bir mevzu.

17 Ağustos 2009 Pazartesi

ALEX 1 AY YOK



Dünkü sivasspor maçında sakatlanan alex 1 ay boyunca sahalarcan uzak kalacakmış. Bakalım Alex'siz fenerbahçe nasıl bir oyun izletecek merak ediyorum.

Başka merak ettiğim konu ise hazırlık maçında bile anca 80. dakikada gençleri süren Daum, çift forvet olarak semihi sahaya sürme kabiliyetine sahip mi değil mi. Bakalım Daum önyargılarından kurtulmuş mu kurtulmamış mı?

16 Ağustos 2009 Pazar

LUGANO FENERBAHÇE İLE ANLAŞTI


Sözleşme yenilemek için yönetimden istemediği bir tek klubün anahtarı kalmıştı. Tabi yurt dışından gelen tekliflere güvenerek yaptığı bir hamleydi ama yönetim bence çok doğru bir karar alarak şartlarımız budur kabul edersen gel imzala dedi. İlk defa Juan Figer gibi bir dolandırıcıya para kaptırmadık. Yıllık 4 milyon euro isteniyordu bunun yarısı futbolcuya yarısı menajere ödenecekti. Keriz zannediyolardı bizimkileri. Sonuçta kimseyle anlaşamadı bay figer. Sonunda fenerbahçeye dönmek zorunda kaldı. Fenerbahçe şu an en sorunlu bölgesine takviye yapıyordu ve şampiyonluğun bana göre bu transfer ile en güçlü adayıdır. Lugano avrupada çok rahat oynayabilecek kapasitede bir oyuncu ama keskin sirke küpüne zarar çoğu zaman aşırıya kaçan hırçınlığından dolayı gidemedi bir yere. Bilica ile çok iyi bir ikili oluşturacaklarına eminim. Gerçi edunun sakatlığı olmasa belki lugano alınmayacaktı ama böyle çok daha iyi oldu diyebilirim. Daha az ceza alması dileğiyle tekrar hoşgeldin Tota.

12 Ağustos 2009 Çarşamba

BÖYLE BİLET FİYATI OLMAZ BAŞKAN



Geçen sene 44 tl olan kale arkası bilet fiyatları bu sene 55 tl oldu. Bu kadar da olmaz. Taraftarı yolunacak kaz gibi görüyor yönetim. Nasıl olursa taraftar alacak biletleri ben öyle böyle daha fazla kazanırım mantığı. Olmadı başkan. Deplasmanlara gittiğimizde diğer büyüklere başka fenerbahçe taraftarına başka fiyat uygulanırdı. Mesela 2004-05 sezonunda Gençlerbirliği, Beşiktaş ve Galatasaraya 10 tllik kale arkası fiyatı uygularken, Fenerbahçe'ye 44 tl fiyat uygulanıyordu. Tek dolan tribünler Fenerbahçe tribünleriydi. Hadi başka yönetimlerin yaptığını az biraz anlarım da bana ne taraftardan ben alacağım paraya bakarım der geçer. Bizim yönetim kendi taraftarına böyle yapmaya devam ediyorsa Allah sonumuzu hayır etsin. O yaptığınız güzelim stadda boş sarı koltukları izlersiniz artık ne diyelim. Yönetim böyle şark kurnazlıkları yapacağına, elindeki oyuncuları bnservissiz yollamasaydı şimdiye kadar indirim ile daha fazla gelir elde edilirdi anlayana. Bir gün takıma canı gönülden bağlı olan taraftarı da küstürecekseniz kendi kendinize izlersiniz staddan.

10 Ağustos 2009 Pazartesi

TUNCAY VİTES Mİ KÜÇÜLTÜYOR?



Bazı arkadaşlarımdan aldığım duyuma göre Tuncay Şanlı 1 sene kiralık olarak geri dönecekmiş. Eğer böyle bir görüşme varsa direk vazgeçsinler o anlaşmadan. Güya Avrupa'da oynamak için orta sıra ingiliz takımlarına bonservissiz oradan büyük takımlara gidecekti. Klübü Fenerbahçe'yi de bonservis bedeli ödemeden kaçar gibi bıraktı. Kendini üst seviye takımlara gitme aracı olarak gördüğü takım ligden düştü. Taraftarın en sevdiği futbolcuydu. Genç yaşta Fenerbahçe gibi bir takımın kaptanlığı verilmişti. Olmadı kaptanlığı hak etmiyordu. Liverpool dahil olmak üzere bir sürü takım Tuncayı istiyordu ne oldu gitsene kendini geliştireceğin takıma. Cesuryürek öldü, tuncay gibi futbolcuyu istemiyorum. Tuncay ile anlaşırlarsa bu sene Fenerbahçe maçlarını izlemem. Allah akıl fikir versin ne diyeyim.