19 Ekim 2009 Pazartesi
Button-Brawn GP Champion
"Bu harika. Özellikle işlerin ters gittiği birkaç yarıştan sonra bu çok iyi oldu. Harika bir yarıştı, Ben Dünya Şampiyonuyum! 21 yıl önce kartinge başladığım zamanki amacım buydu. Kazanmayı seviyorum. Hiç gerçekten bir dünya şampiyonu olacağımı bilemezdim ama bugün bunu yaptık!". Formula 1 de sezonun bitimine 1 yarış kala şampiyonluğunu ilan eden Jenson Button'un Brezilya GPsi sonrası ilk sözleri...
Jenson Button şampiyon olurken takımı Brawn GP'de F1 tarihinde ilk sezonunda takımlar şampiyonu olarak büyük başarıya imza attılar. Barrichello & Button ikilisi Brawn GP ye beklenmeyen şampiyonluğu getiren iki isim.
18 Ekim 2009 Pazar
Galatasaray- Trabzonspor Maç Öncesi
Bu maçın öncesiyle ilgili analizimden önce Türk futboluyla ilgili bir iki gerçeği paylaşmakta yarar görüyorum.
Bahsedilenin aksine, Türk futbolunun temel yapısı 3 takım üzerine şekillenir: Beşiktaş, Fenerbahçe ve Galatasaray...
Seversiniz ya da sevmezsiniz. Tabii, bu üç büyüğün en büyüğünün hangisi olduğu da taraftarına göre değişir. Ama sonuçta Türk futboluna yön veren özellikle bu üç takımdır, inişli çıkışlı olsa da - ki bu Türk futbolunun doğasında vardır- Avrupa'da ses getiren, bir şeyler yapan en iyi "3" takım bunlardır. İstatistiklere bakarak Türkiye'yi kimin en başarılı şekilde temsil ettiği de kolayca görülebilir.
Neyse, bunların dışında kalan takımlar ise, lige belli bir seyir zevki katan, olaylara doğrudan veya dolaylı tesir eden, asansör takım hüviyetindeki Anadolu takımlardır. Ve her ne kadar, Trabzonspor'da 4. büyük olarak anılsa da, bu kategoriye dahildir. Çünkü bu Anadolu takımı zihniyetini üzerinden atamamıştır, atacak vizyonu da yoktur. Bu ligde birazcık derli toplu oynayan takım zaten ilk beşin içinde kendine yer bulur, hatta üç büyüklerin bu ilk 5'teki yeri her halükarda %80 garantidir. Yani, Trabzonspor ne kadar şampiyonluğu zorlasa da, daha ileriye yönelik bir adım atamaz. Ha, şayet ligi 2. bitirirse de, bu Sivassspor'un ömrü hayatında ilk ve son kez yapıp Şampiyonlar Ligi ön elemesi oynaması gibi şans ve 3 büyüklerin çok kötü bir sezon geçirmesinden dolayıdır.
Ben elbette Türk futbolunun hatta Türk sporunun gelişmesini isterim. Ama bunu yapabilecek 3 takım var neticede. Ligin son derecede çekişmeli olması, heyecanlı olması, bunlar günlük zevklerdir. Türk futbolunun dünya arenasında ne derece yükseldiğine bakmak gerekir. Avrupa kupalarındaki başarılara bakmak gerekir. Avrupa'da 3. 4. sınıf takımlardan "fark" yiyecekse, Trabzonspor'un da, ligi 2. 3. bitirip kupaya katılmasının da bir anlamı yoktur. Ancak kendi at gözlüklü hayalperest taraftarını boş yere ümitlendirmeye yarar. Yıllardır Avrupa kupası oynayan bu takım seneye gene ön eleme oynasa yapacağı bellidir. Avrupa Ligin'de yapacağı bellidir.
Ha, 90'lı yıllardaki kadrosu itibarıyla hakikaten 4. büyük olarak kabul gören, rakiplerine korku salan bu takımın Avrupa'da da başarılı olduğu olmuştur. Denizlispor gibi, Kocaelispor gibi bir defalık ve şans eseri.
Neticede, bu konu böyle uzar gider, ama futboldan biraz anlayan biri Trabzonspor'un, şampiyonluğu kovalasa da, iyi!!! transferler yapsa da, iddialı bir futbol ortaya koysa da, bir Anadolu takımı olduğunu bilir. Yani, Eskişehirspor gibi, Gençlerbirliği gibi, Gaziantepspor gibi; güçlü ligin seyrine etki eden ama Avrupa'da esamesi okunmayan bir takımdır. O ya da bu sebepten, mali durumdan, yönetimden; ama elimizde olan budur. Ben de olmasını ümit ettiğime göre değil de, olduğunu gördüğüme göre konuştuğum için bu yazıyı yazdım ve düşüncelerimi açıkladım.
Ve sonuç olarak, Galatasaray iyi gitmiyor ama Trabzonspor karşısında şanslı. Yani, Trabzonspor da Ankaragücü gibi bize şahlanabilir ama ben Galatasaray'ın en az iki farklı kazanacağını düşünüyorum. Zaten kazanamazsa, bu düşüş biraz daha sürecektir.
Bahsedilenin aksine, Türk futbolunun temel yapısı 3 takım üzerine şekillenir: Beşiktaş, Fenerbahçe ve Galatasaray...
Seversiniz ya da sevmezsiniz. Tabii, bu üç büyüğün en büyüğünün hangisi olduğu da taraftarına göre değişir. Ama sonuçta Türk futboluna yön veren özellikle bu üç takımdır, inişli çıkışlı olsa da - ki bu Türk futbolunun doğasında vardır- Avrupa'da ses getiren, bir şeyler yapan en iyi "3" takım bunlardır. İstatistiklere bakarak Türkiye'yi kimin en başarılı şekilde temsil ettiği de kolayca görülebilir.
Neyse, bunların dışında kalan takımlar ise, lige belli bir seyir zevki katan, olaylara doğrudan veya dolaylı tesir eden, asansör takım hüviyetindeki Anadolu takımlardır. Ve her ne kadar, Trabzonspor'da 4. büyük olarak anılsa da, bu kategoriye dahildir. Çünkü bu Anadolu takımı zihniyetini üzerinden atamamıştır, atacak vizyonu da yoktur. Bu ligde birazcık derli toplu oynayan takım zaten ilk beşin içinde kendine yer bulur, hatta üç büyüklerin bu ilk 5'teki yeri her halükarda %80 garantidir. Yani, Trabzonspor ne kadar şampiyonluğu zorlasa da, daha ileriye yönelik bir adım atamaz. Ha, şayet ligi 2. bitirirse de, bu Sivassspor'un ömrü hayatında ilk ve son kez yapıp Şampiyonlar Ligi ön elemesi oynaması gibi şans ve 3 büyüklerin çok kötü bir sezon geçirmesinden dolayıdır.
Ben elbette Türk futbolunun hatta Türk sporunun gelişmesini isterim. Ama bunu yapabilecek 3 takım var neticede. Ligin son derecede çekişmeli olması, heyecanlı olması, bunlar günlük zevklerdir. Türk futbolunun dünya arenasında ne derece yükseldiğine bakmak gerekir. Avrupa kupalarındaki başarılara bakmak gerekir. Avrupa'da 3. 4. sınıf takımlardan "fark" yiyecekse, Trabzonspor'un da, ligi 2. 3. bitirip kupaya katılmasının da bir anlamı yoktur. Ancak kendi at gözlüklü hayalperest taraftarını boş yere ümitlendirmeye yarar. Yıllardır Avrupa kupası oynayan bu takım seneye gene ön eleme oynasa yapacağı bellidir. Avrupa Ligin'de yapacağı bellidir.
Ha, 90'lı yıllardaki kadrosu itibarıyla hakikaten 4. büyük olarak kabul gören, rakiplerine korku salan bu takımın Avrupa'da da başarılı olduğu olmuştur. Denizlispor gibi, Kocaelispor gibi bir defalık ve şans eseri.
Neticede, bu konu böyle uzar gider, ama futboldan biraz anlayan biri Trabzonspor'un, şampiyonluğu kovalasa da, iyi!!! transferler yapsa da, iddialı bir futbol ortaya koysa da, bir Anadolu takımı olduğunu bilir. Yani, Eskişehirspor gibi, Gençlerbirliği gibi, Gaziantepspor gibi; güçlü ligin seyrine etki eden ama Avrupa'da esamesi okunmayan bir takımdır. O ya da bu sebepten, mali durumdan, yönetimden; ama elimizde olan budur. Ben de olmasını ümit ettiğime göre değil de, olduğunu gördüğüme göre konuştuğum için bu yazıyı yazdım ve düşüncelerimi açıkladım.
Ve sonuç olarak, Galatasaray iyi gitmiyor ama Trabzonspor karşısında şanslı. Yani, Trabzonspor da Ankaragücü gibi bize şahlanabilir ama ben Galatasaray'ın en az iki farklı kazanacağını düşünüyorum. Zaten kazanamazsa, bu düşüş biraz daha sürecektir.
15 Ekim 2009 Perşembe
FENERBAHÇE DERBİYE KADAR PUAN KAYBEDER Mİ?
1 Haftayı geçti anketi yayınlayalı. 24 kişi oy kullanmış ve 14 kişi Fenerbahçe, derbiye kadar puan kaybetmez demiş. 10 kişi de Fenerbahçe Puan kaybedecek demiş. Gaziantep maçında bakalım kim yanılşmış olacak. Gönlüm benle beraber oy veren 13 kişiyle beraber yanılmamış olmaktan yana. Anketlerimiz devam edecek.
EFES PİLSEN-FENERBAHÇE ÜLKER

Geçen sene yaşanan o kadar rezalet nedeniyle maça gitme hevesim yok. Zaten bu vakitten sonra içeri girmek biraz zor. Geçen sene Telekom ile oynanan maçta biletler çok öncesinden tükenmişti. Bunda Ankara takımı ile oynanması en büyük sebeptir. Bu sene biletix sitesine girdiğimde biletlerin hepsi satılmamıştı. Final serisinde söylenen sözler kimine göre gerekli kimine göre gereksiz bir şekilde ortamı germişti. Sonuçta istenmeyen olayların çıkmasına kibrit yakılmış olundu. Basın toplantısından sonra verilen bu poz bana hiç de samimi gelmiyor. Hadi maç heyecanı ile samimi olarak görelim ama maç sonunda yine gereksiz demeçler verilmesini engelleyecek mi. Bende farkındayım maçla alakalı hiç taktiksel bir yorum yazmadım. Basketbol artık sadece basketbol olmaktan çıkıyor. Sebep bu olsa gerek. 2 cümle bişeyler karalayacak olursak. Geçen sene Telekom karşısında Mirsad ve Rasimi değişmeli olarak 4 numarada kullanan Tanjevicin elinde bu sefer 2 oyuncu da yok ama Semih Erden daha önce Efese karşı 4 numarada başarılı olmuş bir isim. Kısalarda Fenerbahçe geçen seneye göre bariz bir şekilde çok daha iyi. Efes pilseni izlemedim hiç bu sene ama Salsabasket'te okuduğum kadarıyla iyi olmadığını biliyorum. 4 numarada Efesin bariz üstünlüğü var ama bunu değerlendirmek asıl önemli konu. İnşallah olaysız çekişmeli bir maç izleriz.
14 Ekim 2009 Çarşamba
ÇEKLERDEN SAN MARİNOYA TEŞVİK PRİMİ

Ntvspor sitesinde dolaşrken gördüm bu ilginç haberi. Çek Cumguriyeti'nin Dünya kupasına katılması için San Marino'nun Slovenya önünde puan alması gerekiyor. Averaj durumlarını bilmiyorum ama yenmesi de gerekebilir. İşin mucizelere kaldığını kolaylıkla görebiliyoruz:) ama çek gazetelerinden bi tanesi impossible is nothing felsefesini benimsemiş olacak ki San Marino'nun Slovenya'yı yenmesi halinde takım olarak toplamda 60bin euro ödül(!) vereceğini söylemiş. Aslında San Marino galibiyetinin ne kadar düşük bir ihtimal olduğunu düşünürsek bu para çok sönük kalmış bunun yanında. Küçük de olsa ihtimal dedik bizde istatistikleri inceledik. San Marino Bu zamana kadar oynadığı(1990 yılından bu yana) karşılaşmalarda sadece 1 galibiyet almış onu da kendi gibi aynı kaderi paylaşan yazılması ve söylenmesi çok zor olan liechtenstein karşısında almış. 4 tane de berbaerlikleri var biri milli takımımıza karşı olmak üzere. İstatistiklere tekrardan değerlendirince hakikaten düşük bir ödül:)
13 Ekim 2009 Salı
RÜŞTÜ'YE VEDA

EURO 96 İNGİLTERE
Her ne kadar Beşiktaş'a gittiği zaman çok kızmış olsam da Rüştü her Fenerbahçelinin kalbinde özel bir yere sahip oyuncumuzdur. Yıllarca hizmet ettiği milli takıma yarın veda edecek. Fatih Terim'in istifası nedeniyle pek fazla ilgi görmese de iade-i itibar yapmak en büyük görevlerimizdendir. Bizde Rüştü'nün internetten bulduğumuz birkaç fotoğrafını ekleyelim.
MİLLİ TAKIMIN BAŞINA KİM GELMELİ ?
Fatih Terim yapması gerekeni yaparak istifa etti. Dünya Kupalarına abone olan bir ülke değiliz ama Avrupa Şampiyonası'nda yapılan taktiksel hatalar son dakikalar sayesinde ileri ötelendi. Çok da iyi top oynamıyorduk ama son düdük çalana kadar süren inatçılığımız, inanılmaz sonuçlar almamızı sağladı. Bu arada yazılı ve görsel basın Fatih Terim'e yol gösterdi ve hatalarını yüzüne vurdu. Yardımcılarının yapmadığını basın yaptı ama yine de yaranamadı. Ders almaz, ders verev Terim, turnuvada oynanan futbolu belli ki hiç analiz etmemiş. Turnuvada yaptığımız hatalardan ders almamış(!). Sonuç olarak aynı hataları yapmaya devam ettik ve doğal olarak çıkamadık. Bana göre dünya kupasına katılsaydık bile iyi sonuçlar alacağımızı düşünmüyordum. Konuyu dağıtmayalım Fatih Terim sonrası milli takımın başına kim geçecek onu konuşalım. Çok isim geçti basında yalan yanlış. Eruğrul Sağlam, Daum(Allah göstermesin), Hiddink(nasıl gelecekse Rusya'yı bırakıp) ve basınımızın kadrolu adayı Lucescu. Son günlerde izlediğim programlarda, gazetelerde devamlı yabancı teknik direktörler dillerde. Şu an Fatih Terim'in Türkiye'nin gelmiş geçmiş en başarılı teknik direktörü olmasından dolayı yerli Teknik direktörlerden kimseyi o göreve yakıştıramıyoruz. Gelecek olan yabancı hoca Terim'den daha fazla başarı kazanan biri olacak mı olmayacak mı göreceğiz hepbirlikte.
Bence başarıdan çok milli takımımıza yön verecek ve en üst seviyeden en alt seviyeye kadar organize edecek, bunları ekip olarak yapabilecek bir teknik direktöre ihtiyacımız var. Avrupa'da yetenekli gençleri üst seviyeye çıkarmada sorun yaşamayan ülkeler İspanya, hollanda ve Fransa'dır. Bu ülkelerden hoca getirebiliyorsak, yabancı hocaya razıyım ama milli takımları sadece sadece A milli olarak görüyorsak yerli hocalar gelsin. Kendi insanımıza güvenmesek de bu işin altından kalkabilecek hocalara sahibiz. İsmini duyduğunda herkesin bıyık altından güldüğü Yılmaz Vural'ın bile güvensek başarılı olma ihtimalimiz yüksek ama hiçbir zaman güvenmedik antrenörlerimize ve şans vermedik. Dediğim gibi milli takımlar sadece a millilerden oluşmuyor. Bunun Ümit milli takımı, U takımları da var. Hepsini doğru organize ve idare edebilecek bir ekibe ihtiyacımız var. Benim gönlümden geçen her zaman Türk hocadır ama yabancı olacaksa da Hollanda'lı bir hoca olmalıdır. Alt ve Üst seviye organizasyonu bakımından bizden kat ve kat daha başarılılar. Vizyon sahibi Hasan Doğan'dan sonra başan geçen yeni yönetimin vizyonunu şimdi görmüş olacağız.
11 Ekim 2009 Pazar
Tanrı Maradona'ya Tekrardan Elini Uzattı

Maradonanın 90+3 te gelen galibiyet sevinci görülmeye değer =)
Buenos Aires'te yoğun yağış ve fırtına altında oynanan maçta Arjantin 35lik Martin Palermo'nun 90+3 te attığı golle Dünya Kupasına katılma şansını son maça taşıdı. Geçen hafta Velez deplasmanında 39 metreden attığı golle herkesi şaşırtan Palermo dün gecede attığı golle Arjantine hayat vermiş oldu. 1986 Dünya Kupası'nda İngiltere'ye elle attığı gol ve bu gol için ; '' O el, Tanrının eliydi'' yorumu hala akıllardayken dün gece Tanrı uzatmalarda Maradona'ya tekrardan elini uzatmış oldu.
Not: Arjantin Dünya Kupası vizesi alsa bile bu futbol anlayışı ile işleri çok zor olucak. Arjantin gibi bir takımın 1-0 ın üstüne yatması, defans yapması ; böyle değerli futbol ülkesinin 35lik Palermo'ya muhtaç olması çok garip geliyor.
10 Ekim 2009 Cumartesi
Ettore Messina' lı Real Madrid - Utah Jazz
NBA takımlarının her yıl sezon öncesi dönemlerinde Avrupa'ya gelip hazırlık maçları yapmalarına artık aşinayız. Bu sefer Ettore Messina önderliğinde sezona flaş transferlerle giren Real Madrid'de bu maçlardan birinde kendini gösterdi.
Tabii, Avrupa basketbolu ne kadar ilerlerse ilerlesin, takım bazında hala NBA takımlarının çok çok gerisindeler. Neticede şov amaçlı bir müsabaka oldu, görsellik ön plandaydı. Biz de Utah'ın gelecek vaat eden çaylaklarını ve Real'in yeni transferlerini gördük.
Siena'dan beğendiğim oyuncu Kaukenas ve yanında Darius Lavrinovic, başarısız bir NBA macerası sonrası Rusya'da da bekleneni veremeyen Garbajosa, genç Sırp yıldız Velickovic, Tau'dan Arjantinli Prigioni ve Barcelona'dan Vidal'ı alan Real özellikle Messina gibi Avrupa'nın en iyi antrenörlerinden birini transfer ederek hedef büyüttü. Ama daha oturmuş bir kadrosu olan Barcelona futbolda olduğu gibi basketbolda da bu sezon bir adım önde olacaktır. Zaten Real'in bu seneki atılımının sadece futbol bazında olmadığını görmüş olduk.
Maç esnasında, özellikle oyunun koptuğu anlarda, Kaan Kural'ın Real'in futboldaki flaş transferlerinden girip ufak çaplı bir futbol geyiği döndürmesi de ilginçti. Utah'ın bu sezon Play Off'larda yer alabileceğini bile sanmıyorum, fazlasıyla tatmin olmuş heyecansız oyunculardan kurulu bir takım.
Ettore Messina'nın adı bazı NBA takımlarıyla da anılıyor. Kimbilir, kapıyı Messina aralarsa, belki Avrupa'nın bazı kaliteli antrenörleri de yakın zamanda onu takip edebilir. Şimdilik uzak bir ihtimal ama ileride neden olmasın?
Tabii, Avrupa basketbolu ne kadar ilerlerse ilerlesin, takım bazında hala NBA takımlarının çok çok gerisindeler. Neticede şov amaçlı bir müsabaka oldu, görsellik ön plandaydı. Biz de Utah'ın gelecek vaat eden çaylaklarını ve Real'in yeni transferlerini gördük.
Siena'dan beğendiğim oyuncu Kaukenas ve yanında Darius Lavrinovic, başarısız bir NBA macerası sonrası Rusya'da da bekleneni veremeyen Garbajosa, genç Sırp yıldız Velickovic, Tau'dan Arjantinli Prigioni ve Barcelona'dan Vidal'ı alan Real özellikle Messina gibi Avrupa'nın en iyi antrenörlerinden birini transfer ederek hedef büyüttü. Ama daha oturmuş bir kadrosu olan Barcelona futbolda olduğu gibi basketbolda da bu sezon bir adım önde olacaktır. Zaten Real'in bu seneki atılımının sadece futbol bazında olmadığını görmüş olduk.
Maç esnasında, özellikle oyunun koptuğu anlarda, Kaan Kural'ın Real'in futboldaki flaş transferlerinden girip ufak çaplı bir futbol geyiği döndürmesi de ilginçti. Utah'ın bu sezon Play Off'larda yer alabileceğini bile sanmıyorum, fazlasıyla tatmin olmuş heyecansız oyunculardan kurulu bir takım.
Ettore Messina'nın adı bazı NBA takımlarıyla da anılıyor. Kimbilir, kapıyı Messina aralarsa, belki Avrupa'nın bazı kaliteli antrenörleri de yakın zamanda onu takip edebilir. Şimdilik uzak bir ihtimal ama ileride neden olmasın?
8 Ekim 2009 Perşembe
PREVİOUSLY ON PRİSON BREAK

Delonte West kamptan ayrılmış habersiz bir şekilde. Bunu geçen sene de yapmış yine 10 gün kamptan ayrılmış. Daha öncede maryland' da üzerinde silah bulundurmaktan dolayı tutuklanmış. Lebrondan da açıklama gelmiş sahip çıkmış bir bakıma. Onun dönmesini bekliyoruz çünkü ona ihtiyacımız var şeklinde. Futbolda Ariel Ortega'nın böyle bir durumu vardı, canı sıkılınca veya bunalınca köyüne kaçarmış kimse de arayı sormazmış kafasını toplayıp geleceği için. Şampiyonluğu bu seneden daha fazla hiç bir sezon istemeyen Cleveland için kötü bir durum olsa gerek takımın kilit oyuncularından bi tanesinin sorumsuz hareketleri.
7 Ekim 2009 Çarşamba
Serena Williams'ın Dönüşü

Çin Açık Tenis turnuvasında dün eski 1 numara Dinara Safina'nın elenmesinde sonra bügün Rus Ekaterina Makarova'yı yenen Serena Williams tekrardan dünya sıralamasında ilk sırayı almayı garantiledi.
Williams kardeşlerin küçüğü olan Serena kazandığı 11 Grand Slam şampiyonluğu ile ne kadar başarılı olduğunu kanıtlamıştı. Ablasına göre daha başarılı olan Serena Williams'ın belli bir süredir asıl hedefinde Rus tenisçi Dinara Safina vardı; kariyeri boyunca hiç Grad Slam kazanmamış bir tenisçi sıralamada haftalarca ilk sırada oturdu. Bi anlamda adalet yerini bulmuş oldu =)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)







