türkiye etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
türkiye etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Şubat 2010 Çarşamba

VE SONUNDA GUUS HİDDİNK



Öncelikle hayırlı olsun diyelim. Bu kadar bekledikten sonra Scolari gibi bir teknik direktör gelseydi çok absürd kalırdı. Federasyon yetkililerinin kariyerli teknik direktör kıstasına uyan bir isim Hiddink. 2+2 sözleşme imzalanmış bence bu hatadır sebebine gelecek olursak 2012 Avrupa şampiyonasına gidemezsek görevine son mu verilecek. 4 senelik bir anlaşma olmalıydı sonuçta Hiddink gibi bir bana göre taktik ustasını bulmak zor. Gruptaki rakiplerimizden daha güçlü rakibimiz medyamız bakalım yine aptalca eleştiriler yapacak mı. Medya eleştiri olayını abartıp futbolunu bilmediğine kadar getirebildiğine göre bu konuda bakalım nasıl tavır sergileyecekler. Unutmadan belirtmek gerek Fatih Terim zamanında maaşı gereksiz bir şekilde her yerde tartışılıyordu. Piyasa koşullarına göre gayet de az bir maaş alıyordu Fatih Hoca ama eleştirmek için eleştirenlerin, bilmeden konuşanların ağzı torba değil ki büzelim. Futbol Federasyonu Özerk ve tüm gelirlerini sponsorlardan elde eden bir kurum. Kendi geliri ile bütçe oluşturan ve cebimizden çıkan vergilerle işi olmadığını bilmeyenler acaba neler diyebilecekler Hiddink'in maaşı hakkında. Sonuç olarak Hiddink döneminde daha düzenli ve kaliteli bir oyun bekliyorum.

13 Ekim 2009 Salı

MİLLİ TAKIMIN BAŞINA KİM GELMELİ ?



Fatih Terim yapması gerekeni yaparak istifa etti. Dünya Kupalarına abone olan bir ülke değiliz ama Avrupa Şampiyonası'nda yapılan taktiksel hatalar son dakikalar sayesinde ileri ötelendi. Çok da iyi top oynamıyorduk ama son düdük çalana kadar süren inatçılığımız, inanılmaz sonuçlar almamızı sağladı. Bu arada yazılı ve görsel basın Fatih Terim'e yol gösterdi ve hatalarını yüzüne vurdu. Yardımcılarının yapmadığını basın yaptı ama yine de yaranamadı. Ders almaz, ders verev Terim, turnuvada oynanan futbolu belli ki hiç analiz etmemiş. Turnuvada yaptığımız hatalardan ders almamış(!). Sonuç olarak aynı hataları yapmaya devam ettik ve doğal olarak çıkamadık. Bana göre dünya kupasına katılsaydık bile iyi sonuçlar alacağımızı düşünmüyordum. Konuyu dağıtmayalım Fatih Terim sonrası milli takımın başına kim geçecek onu konuşalım. Çok isim geçti basında yalan yanlış. Eruğrul Sağlam, Daum(Allah göstermesin), Hiddink(nasıl gelecekse Rusya'yı bırakıp) ve basınımızın kadrolu adayı Lucescu. Son günlerde izlediğim programlarda, gazetelerde devamlı yabancı teknik direktörler dillerde. Şu an Fatih Terim'in Türkiye'nin gelmiş geçmiş en başarılı teknik direktörü olmasından dolayı yerli Teknik direktörlerden kimseyi o göreve yakıştıramıyoruz. Gelecek olan yabancı hoca Terim'den daha fazla başarı kazanan biri olacak mı olmayacak mı göreceğiz hepbirlikte.
Bence başarıdan çok milli takımımıza yön verecek ve en üst seviyeden en alt seviyeye kadar organize edecek, bunları ekip olarak yapabilecek bir teknik direktöre ihtiyacımız var. Avrupa'da yetenekli gençleri üst seviyeye çıkarmada sorun yaşamayan ülkeler İspanya, hollanda ve Fransa'dır. Bu ülkelerden hoca getirebiliyorsak, yabancı hocaya razıyım ama milli takımları sadece sadece A milli olarak görüyorsak yerli hocalar gelsin. Kendi insanımıza güvenmesek de bu işin altından kalkabilecek hocalara sahibiz. İsmini duyduğunda herkesin bıyık altından güldüğü Yılmaz Vural'ın bile güvensek başarılı olma ihtimalimiz yüksek ama hiçbir zaman güvenmedik antrenörlerimize ve şans vermedik. Dediğim gibi milli takımlar sadece a millilerden oluşmuyor. Bunun Ümit milli takımı, U takımları da var. Hepsini doğru organize ve idare edebilecek bir ekibe ihtiyacımız var. Benim gönlümden geçen her zaman Türk hocadır ama yabancı olacaksa da Hollanda'lı bir hoca olmalıdır. Alt ve Üst seviye organizasyonu bakımından bizden kat ve kat daha başarılılar. Vizyon sahibi Hasan Doğan'dan sonra başan geçen yeni yönetimin vizyonunu şimdi görmüş olacağız.

19 Eylül 2009 Cumartesi

Euro Basket 2009- Türkiye

Evet, dünkü Yunanistan maçı ile ilgili kehanetim ne yazık ki tuttu. Ve diğer kehanetlerim de tutmaya devam ediyor. Önce Yunanistan'a 2 sayı farkla yenilen milliler, şimdi de Fransa karşısında ( bir ara 19 sayı önde götürdüğü maçta) mağlup oldu.

Peki neden?

Türkiye hiç bir zaman turnuva takımı ol(a)madı da ondan...

Turnuva takımı olmak oyun disiplininden kopmamakla olur. Büyük önem arz eden maçlarda da, aynı konsantrasyonu göstermekle olur. Serbest atış çizgisinden sayı atmakla olur. Duygusal motivasyonla oynamakla olmaz.

Diyeceksiniz ki, takım üst üste kaç maç yaptı, yorgunluktan tükendi. Slovenya 10 günde bir mi maç oynuyor? Yoksa bizden çok çok iyi bir takım mı? Grupta devirdiğimiz Sırbistan da öyle ....

Hakem hatalarının olası sonuçlarından bahsetmiştim. Hakemler böyle büyük maçlarda bize karşı adil davranmazlar. Sırp hakem da grupta onları yenmemize fena içerlemiş herhalde. Ama alınan mağlubiyetlere bahane olamaz. Sen Yunanistan maçında ribaund alamazsan, takımın en büyük kozu Hidayet, Spanoulis çatır çatır üçlükleri sokarken sadece seyrederse, son dakikaları 5 sayı önde götürdüğün kaybedersen, ayrıca da Fransa maçıda 19 sayıdan maç verip 12 sayıyla yenilirsen,(31 sıfırlık bir seri neredeyse) hiç bir bahanen olamaz. Ben yıllardır Türkiye'yi izliyorum. Önceki yorumumu da bu gözlemlerime dayanarak yaptım. Bu takım oyun disiplininden kolay kopuyor. Şu Nowitzki'si olmayan Almanya bile bizden daha istikrarlı oynadı turnuvada.

Vakit bulsaydım, Fransa maçı öncesi bir yorum daha yazıp bu maçı da 10 sayının üstünde kaybedeceğimizi yazacaktım. Beklenen oldu, ama zaten bir önceki yazımda Türkiye'nin 8. olarak turnuvayı tamamlayacağını yazmış ve Fransa maçını kaybedeceğimizi ima etmiştim. Nitekim maçın bir bölümünü İspanya'yı yendiğimiz maçtaki gibi oynayıp 19 sayı fark açtık, geri kalan bölümünü de Slovenya'ya yenildiğimiz maç gibi oynadık ve fark yedik. Bu inişli çıkışlı grafiğin sonu gelmez. Türkiye'yi artık şampiyonalarda 7.lik 8.lik maçı yapan bir takım olarak görmek istemiyoruz. Ama, demek ki kabul etmemiz lazım, bizim gücümüz bu kadar. Bundan ötesi olmaz. Olursa da 10 yılda bir olur.

2010 Dünya Basketbol Şampiyonası Türkiye'de olacak. Bu turunuvadan da hiç bir şey beklemiyorum. Avrupa'dan gelecek takımlara zaten güç yettiremeyiz. Amerika kıtasından gelecek Brezilya bu kez bizi affetmez. Arjantin'in ABD'nin lafını bile etmiyorum. Yani, 8. olmak başarı sayılıyorsa, saha seyirci ve duygusal motivasyonları da göz önüne aldığımızda belki başarılı oluruz. Ötesini beklemek hayalcilik olur.

17 Eylül 2009 Perşembe

Euro Basket 2009- Çeyrek Finalde Sirtaki- 3'ten Geriye Sayım

Evet, Türkiye iyi bir mücadelenin ardından grupta ilk ikiyi garantilemişti ama son maçta Slovenya'ya ucuz bir şekilde yenilince grup ikincisi olup Yunanistan ile eşleştik.

Şimdi burada, biraz karamsar da olsa, ilk aklıma gelen senaryoyu söylemek istiyorum. Bu Yunanistan bizi yener; fark atamazsa, zar zor yener, mertlikle yenemezse hakemlerle yener, pota altından yenemezse 3'lük ata ata yener.

Niye? Türkiye'nin daha önceki turnuvalardaki performanslarını hatırlayalım. Çok iyi başlayıp, sonlara doğru düşen bir görüntü çizmişti. Gene öyle olacağı kanısındayım. Yunanistan karşısında savunmada ilk dakikalarda bocalarsak, fark açılır ve bu sefer kapatamayız. Bu tip maçlarda şans faktörü de hep Yunanlılar'dan yana olmuştur. Kaldı ki, son maçlarda hakemler dikkat çekecek şekilde aleyhimize yanlış kararlar vermeye başladılar. Yunanistan FIBA'da lobisi çok güçlü bir ülke. Bu maçta da adil bir yönetim beklemiyorum.

Bizde Ersan İlyasova en güvendiğim oyuncu, onlarda ise Spanoulis ve Bourousis'e ek olarak ekstra motive olup çıkacak takımın geri kalanı. Ve de buluştuğu bütün boş toplarda 3 sayıyla cezayı kesen (başka da hiç bir meziyeti olmayan) dünyanın en iyi şutörlerinden!!!!!!! Fotsis tabii ki.

Neticede bu senaryo gerçekleşirse, bizim bu turnuvadaki yerimiz 8.liktir. çünkü bu maçı kaybedersek klasmandaki diğer maçları da kaybederiz. Sıralama da - bana göre-aşağı yukarı şöyle olur:

1- İspanya
2- Rusya
3-Yunanistan
4-Slovenya
5-Fransa
6-Sırbistan
7- Hırvatistan
8- Türkiye

Yarını bekleyelim, görelim.

Euro Basket 2009 Türkiye Slovenya


Evet, bu maç için söylenebilecek pek bir şey yok. Böyle bir yenilginin alınması da normal. Tabii, karşı tarafın oynadığı ilkel basketbola rağmen, biz de iyi değildik. Serbest atış yüzdemiz düşmeye devam ediyor. Bu maçta da oldukça düşüktü.


Maçın başında çok kolay sayılar yiyerek geriye düştük ve savunmadaki bu durgun görüntümüze hücumdaki verimsizliğimiz de eklenince fark bir ara 19 sayıya kadar çıktı. 2006 yılında da Slovenya'ya karşı epey bir geri düşüp sonradan toparlanmıştık ama bizi orada ateşleyen Ermal, Kaya gibi oyuncularımızdan bulduğumuz ekstra 3 sayılık basketlerdi. Bu sefer ise iyi savunmamızla geri döndük, sabırlı hücum edip, rakibi 3 sayılık atışlara zorladık. Ama şans faktörü onların yanındaydı, el üstünden çok ekstra şutları soktular. Uzunlarımız bugün gününde değildi. Yine de Slovenya bizden iyi bir takım değil, bir dahaki seferlerde 19 sayıdan maç çevirmek kolay olmayacaktır. İçeriden akıllı hücum ettiğimiz dönemlerde de çok basit atışları sayıya çeviremedik. Son topta şans bir kez daha ayağımıza geldi ama topu Hidayet veya Ersan dururken Engin kullanınca sonuç alamadık. Tanjevic'in son moladan sonra kazanma hamlesi yapması gayet doğaldı. Bu maçın telafisi olurdu ama burada oynayacağımız ekstra bir 5 dakika bizi çok yıpratırdı. Neticede maç 69- 67 yenilgimizle sonuçlandı.


Rakip takımda Nachbar turnuvanın en iyi oyununu oynadı ve 16 sayı attı. Biz de ise Ersan yine 16 sayı kaydetti. Sonuçta Hırvatistan yerine Yunanistan ile oynuyoruz. Çeyrek final maçının analizini ise bir dahaki yazımıza bırakalım. Bu arada çeyrek final eşleşmeleri şöyle:


Fransa- İspanya

Slovenya- Hırvatistan

Rusya- Sırbistan

Türkiye- Yunanistan

16 Eylül 2009 Çarşamba

Euro Basket 2009- Slovenya Türkiye Maç Öncesi Analizi


Hepimizin bildiği gibi bugün Euro Basket 2009'da grup maçları noktalanıyor ve eşleşmeler bugün belli olacak. Dünkü Yunanistan maçını kazanan Fransa grubu namağlup lider bitirdi. Yunanistan ise Rusya'nın Makedonya'yı da yenmesinden sonra üçüncülüğe geriledi ve Slovenya maçını kaybedersek, çeyrek finaldeki rakibimiz olacak. İlk yarısını izleyebildiğim müsabakada Fransa'nın eleme maçlarından çok farklı bir havaya büründüğünü ve takım savunmasını çok iyi yaptığını, takıma sonradan katılan oyuncuları çok etkili kullandığını gördüm. Çeyrek finali geçmeyi başarırsak, ileriki turlarda karşılaşma ihtimalimiz yüksek.

Neyse, biz kendimize bakalım. Slovenya yıllardan beri oynadığımız bir ekip. Kadrosu belli. Smodis'in sakatlığı halen sürmekte, oynayıp oynamayacağı belli değil. Ama kadroda Lakovic gibi bir yıldızın olması büyük avantaj. Çiçeği burnunda Efes Pilsen'li Nachbar da bu maça ağırlığını koyabilecek isimlerden. Ama Lakovic maç başına 35 dakika gibi ortalamalarla sahne alıyor ve alternatifimi Dragic de sakat. İlk yapmamız gereken Lakovic'i durdurmak olmalı. Bu konuda Ömer Onan'a güvenebiliriz. Takım savunmamız şu an tüm Avrupa'yı kendine hayran bırakmış durumda, bu konuda bir şüphemiz yok. Ama bize karşı da iyi savunma yapan takımlara karşı hücumda sıkıntı yaşadığımız da gerçek. Bu maç artık sıradan bir sıralama maçı olmaktan çıktı, bu maçı kazanamazsak çeyrek finalde Yunanistan karşısında sıkıntı yaşayabiliriz. Hırvatistan daha dişimize göre bir ekip, bu sefer Efes Cup'ta maçın rövanşını alabileceğimizi düşünüyorum. Hırvatistan'dan sonra, yarı finalde muhtemel rakibimiz yine Rusya'yı devireceğini düşündüğümüz İspanya olacak. İşler burada yazdığımız gibi rahatlıkla yürürse, Yunanistan veya Fransa ile altın madalya için kapışacağız.

Tabii, öncelikle Slovenya maçını kazanmak şartıyla ... Haydi 12 Dev Adam geçmiş hesapları bir bir kapattın, Slovenya'dan 2007 yılının rövanşını da al, sevindir bizi. Sana güveniyoruz ...

15 Eylül 2009 Salı

Eurobasket 2009 Türkiye- Sırbistan 69-64


Dün akşam kelimenin tam manasıyla savunmalar konuştu. İki takımın da, maçı son ana kadar başa baş götüreceği belliydi. Hidayet'in dizindeki ağrıları, Engin Atsür'ün sakatlığı Ömer Onan'ın ateşinin bir türlü düşmemesinden dolayı formsuz olması, daha doğrusu sadece hücumda ritmini yakalayamaması bizler için rotasyonun bir ölçüde daralması demekti. Takımımızda özellikle kusursuz oynayan Kerem, Ersan ve Ömer'e diğer oyuncuların gayreti de eklenince muhteşem bir savunma yaptık. Skor anlamında bir şey katamayan oyuncuların bile savunmadaki muhteşem gayretleri bizi buralara taşıdı ve uzatma dahil potamızda 64 sayı gördük. Aslında hücumda çok iyi değildik ama o kadar mükemmel bir sabvunma yaptık ki, pota altını din, dil, ırk, NBA'li, Avrupa'lı ayrımı yapmadan herkese dar ettik. Zaten oyunu tam koparacağımız anlarda, dışarıdan buldukları ekstra üçlüklerle bize kafa tuttular. Özellikle Olimpiakos'lu Teodosic'in performansı gayet iyiydi ama karşılarındaki Türkiye 2 sene öncesinin Türkiye'si değildi tabii. Neredeyse her pozisyonda sabırla top dolaştıran, pota altını çok iyi kullanan ve doğru adamı bulana kadar sabırla hücum eden bir Türkiye vardı. Uzatma dakikalarında rakibi dış atışlara zorlayıp, içerisini karartarak çok iyi savunma yaptık. Şansın da yardımcı olması gerekiyordu, öyle de oldu. Boş üçlükleri sokamadılar, ekmeğimize yağ sürdüler. Aslında üçüncü çeyrekte Velickovic ve Teodosic'le el üstünden çok ekstra şutları sokarak, bir anlamda bunu dengelemiş oldular.


Kerem Tunceri ve Ender Arslan'ın oyunlarını çok geliştirdiklerine gün be gün şahit oluyoruz. "Takım oyun kurucusu kadar konuşur." derler ya bizim bu mevkide sıkıntımız yok. İlk ikiyi de garantilediğimiz düşünülürse karşımıza nispeten dişimize göre bir takım gelecektir. Tabii, yarın Slovenya maçını kazanmamız durumunda muhtemel rakibimiz Hırvatistan olacak, onlarla da Efes Cup'tan kalan bir hesabımız var. Sonuçta muhteşem bir galibiyet aldık, herkesle birer birer hesabımızı kapatıyoruz. Slovenya maçında grup birinciliği için oynayacağız. 12 Dev Adam'ın bu performansla bu maçı da galibiyetle kapatacağından eminim. Tebrikler 12 Dev Adam!!!!!

13 Eylül 2009 Pazar

TÜRKİYE-İSPANYA



Çok değerli bir galibiyet aldık ispanya karşısında ve hemen hemen garantiledik çeyrek finali. Bundan sonra alacağımız galibiyetler daha güçlü yada daha zayıf rakiplerle oynamamızı belirleyecek. Maça gelecek olursak hiç bir zaman farkın çok açıldığını hatırlamıyorum. Maça Ömer Aşık'ı kullanarak başladık. Sağolsun Kerem mükemmel organize etti takımı. Her pozisyonda içeri girerek Ömer'e ya basket şansı verdi yada faul yapmasını sağladı. Maç içinde İhsan Bayülken'in de dediği gibi tempoyu düşürerek veya 24 saniyenin sonuna kadar hücum ederek ispanyolları savunmada tutuyorduk çünkü ispanyollar hızlı tempoda oynamayı sevdiklerinden savunmada kalmayı sevmiyorlardı. Bunu iyi başardık. Rudy Fernandez'in içeri her penetresi de bize zorluk çıkardı ama çok da başımızı ağrıtmadı. Hidayet'i çok kullanamadık tabiki bunda dizinde olan ağrı sebep olmuş. İnşallah ilerki maçlarda bu diz bize sorun çıkartmaz. İlk 3 maçın yıldızı Ender Arslan ise biraz daha eski dönemlerine dönüş sinyali verdi ama kritik zamanlarda içeri girmesi ve basket bulması onun ve milli takımımız adına önemliydi. Engin Atsür yapması gereken katkıyı yaptı ama ben onun ilerki maçlarda daha önemli işler yapacağını düşünüyorum. 2006'daki Engin Atsür'ü yavaş yavaş göreceğiz böyle giderse. Semih için söyleyecek çok şey var. Bazı insanlar diyebilir bu kadar atıldı tutuldu ama adam çıktı oynadı. Ben de diyorum ki Semih tipik bir Türk sporcusu. Oyun içinde ve dışında yapması gerekenleri yapmıyor. Kendini geliştirmiyor, oyun içinde saçma hareketler yapıyor ama bu fiziksel yeteneksizliğinden değil mental yeteneksizliğinden kaynaklanıyor. Ömer Aşık Fenerbahçe'ye geldiğinden bu yana üstüne koyuyor. Her geçen gün de devleşiyor, üstüne büyük de bir sakatlık geçirdi geçen sene. Semih dün sahaya bir hiç olarak çıktı sahaya yani demek istediğim karşısında kendisinden yüksek bilinirlikte ve kalitede oyuncular vardı. Onlara karşı devamlı doğru hareketi, doğru oyunu oynamalıydı. Bunu da yaptı ama başka zamanlarda dünya yıldızı gibi davrandığından doğru hareketleri yapmasam da nasıl olsa yaparım mantığı Semih'e kaybettiriyordu. Her ne kadar dün çok iyi olsa da ben Semih'in mental yetersizliğinden kurtulacağını düşünmüyorum. İnşallah yanıltır da bizi harika bir oyuncumuz olur. Oyunculara daldık maçı unuttuk:) Zaten maçın herşeyi o son 12 saniye idi. Ömerin yaptığı blok maçtaki tüm mücadelenin son noktasıydı. Yapılan çok güzel bir pastanın üzerine çilek koymaktı o blok. Tekrardan teşekkürler 12 Dev Adam.

10 Eylül 2009 Perşembe

EURO BASKET 2009- POLONYA TÜRKİYE




Euro Basket 2009'da D Grubu'nun liderini belirleyecek maçta Türkiye, Polonya'yı farklı mağlup ederek iddiasını ortaya koydu.

İlk dakikalardan itibaren sabırlı ve akıllı hücum eden 12 Dev Adam, içeriden Ömer Aşık'ı çok iyi kullanırken Ömer Onan Prokom'lu devşirme guard Logan'ı gölge gibi takip edip, onu zorlama atışlar yapmaya itti. Takım halimde etkili savunamız rakibin etkili silahları Lampe ve Gortat'ı da pota altından tasfiye ederken, özellikle, bu sene İsrail'de Maccabi Elit forması giyecek olan Lampe'ye etkili olma şansı vermeyen Milliler, bu oyuncuyu ikinci devreye kadar kenara inzivaya gönderdi.

İlk periyotu önce 24-17 kapatan 12 Dev Adam, ikinci periyotta da disiplinli oyunundan taviz vermedi ancak Szubarga'nın periyodun sonunda attığı şans üçlüğü Polonya'nın soyunma odasına "kendi çapında" umutlu gitmesini sağladı.

Nitekim, 3. periyot Lampe'nin bulduğu kolay sayılarla coşan Polonya, hücumda belli bir süre tıkanan Milliler karşısında farkı kapatmaya başladı. Bu dönemde kısa bir bocalamanın ardından dengeyi kuran Milliler, periyot sonunda yine 11 sayılık farkı korudu.

Son periyotta Gortat ile ayakta kalmaya çabalayan Polonya'ya, Hidayet üst üste iki üçlükle ders verirken, fark iyice açılınca, ileri görüşlü Polonya koçu, hiç şans vermediği oyuncularına ter attırdı ve maçı 87-69 Türkiye kazandı.

Ömer Aşık 22 sayı 8 ribauntla maçın yıldız olurken, Ersan 18 sayı ve 8 ribaund kaydetti. Hidayet ise 13 sayı ve 8 ribauntla galibiyete önemli katkı yaptı. Rakip takımda ise Gortat 21 sayı attı.

Sonuç olarak grubunu lider tamamlayan Türkiye, gün be gün olgunlaşan disiplinli basketboluyla beğeni topladı. Savunmada iyi yardımlaşan, bench'ten çok iyi katkı alan 12 Dev Adam F grubuna da lider başlayacak.

9 Eylül 2009 Çarşamba

POLONYA MAÇI ÖNCESİ



Polonya ile daha önce GameOn turnuvasında oynamıştık ve çok ilginç bir karşılaşma olmuştu. Polonyayı ilk defa izliyordum ve bilgim yoktu takım hakkında. İlk yarıda dışardan uzunlardan olsun kısalardan olsun çok fazla 3lük yemiştik ama 2. yarı durumlar değişmişti. 37 sayı yemiştik ilk yarıda 29 sayı kaydetmiştik. Son periyotta polonyaya sadece 9 sayı izni vermiştik ki bunun 2 sayısı son anlarda maç koptuktan gelen bir sayıdı. Bugün de buna benzeyen bir durum olacaktır. Polonya daha önce maçlara nasıl başladıysa öyle başlamak isteyecektir. Çok fazla oyuncu ile oynamıyorlar ama seyirci desteği sayesinde yorgunluk filan hissetmiyorlar. Kısa pozisyonunda eğer ezilmezsek uzun pozisyonunda zaten avantajımız ortaya çıkacak ilerki dakikalarda. İlk maçta Ender Arslan ekstra işler yapmıştı. Bu maçta ona yönelik önlem olacaktır bugün ilk 2 maçtaki kolay kolay potaya atmasına izin vermezler yada daha dikkatli olurlar. Kerem'in daha etkili olacağını düşünüyorum bu maçta. Tabiki Sinan her zamanki gibi kilit oyuncudur, onun gibi oyuncunun kendini her geçen gün geliştirdiğini görmek mutlu ediyor beni. Lampe Ersan savunmasında çok zorlanacaktır. Dün lavrinoviç ne zaman hareketlense dumur olmuştu lampe. En büyük avantajamız ersan. Maç başında skor olarak geriye düşmezsek ki dün litvanya birkaç kez farkı açtırdı. İlkinde geriden gelselerde sonradan gelemediler. Unutmadan eklemek lazım detaylarda dün şanslı yada çok iyi takip ettiler kırılma noktalarında hiç avantajı vermediler litvanyaya. Kolay maç olamyacak ama yapmamız gerekenler belli onları yaparsak galibiyetle diğer tura geçeriz.

8 Eylül 2009 Salı

TÜRKİYE-LİTVANYA



Doğru oynayınca galibiyet geliyor işte. Bu sefer Tanjevic de gerektiği yerde mola alınca, gerektiği yerde oyuncu değiştirince biraz da takım olunca bu işler kendiliğinden geliyor. Malum takımın en önemli 2 oyuncusu Hidayet ve Ersan olunca onlara da ekstra iş yapan veya görevini veya daha fazlasını yapan birileri eklenince iyi takım görüntüsü veriyoruz. Ender, sinan, oğuz hatta bekirin aldıkları süreleri iyi değerlendirmenin eseri bunlar. Bugünkü maçı kaybedebilirdik ama bi önceki turnuvadaki takım gibi değiliz bu yüzden üzülürdüm yine de ama kahrolmazdım olası mağlubiyette. Ender maçın kaderini etkileyen oyuncuydu kullandığı serbest atışlar ilk defa milli forma altında görülen bir istatistiktir herhalde. Takım olarak 26 da 23 atmışız. Ender 10da 9 atmış ki hepsi kritik serbest atışlar. Kaçırdığı atış da olmasa belki 99daki rigadeou gibi bizde istatistik sayacaktık ama olsun:) Bu kadar güzel bir gecede semih konuşarak sinirim zıplamasın. Semihi izlediğimden bu yana hiç geliştiremedi kendini. İnsan bi özelliğini geliştirir yahu. Pivot hareketlerini geliştiremiyorsun bari şut çalış rakibin dengesini bozup en iyi yaptığın smacı yap. Konuşmamak elde değil. Bu turnuvada iyi olacağımızı gördük. Yarı final görecekmiyiz acaba? Ömer onan da döndü mü daha da iyi oluruz.