22 Ekim 2009 Perşembe

Milan'ın Yaş Ortalaması

Gecenin Yıldızı Pato

Perez'in Los Galaktikos'u 2 - 3 Milan (30.81 yaş ortalası ile). Milan'ın Real Madrid karşısındaki 11'i ve futbolcuların yaşları:

Ronaldinho'yu da 30una demir atmış sayarsak sadece iki futbolcu; Thiago Silva ve Pato takımın çömezleri =) Milan hakkında yapılan huzurevi yakıştırması çok doğru. Neyse, en azından bu galibiyet tek. direktör Leonardo ve takımın sahibi Berlusconi'ye derin bir nefes aldırmıştır.

FENERBAHÇE'DE VİZYON DARALMASI



1 oy farkla Fenerbahçenin kaderinin bi anda değişebileceğini kim düşünebilirdi. İşin başında çok sorunlar yaşadı, bir çok sezonda istifa tezahüratlarına maruz kaldı ama fenerbahçeye çağ atlatacağını düşünen insanlardan hep destek aldı. Yaptığı işlerden birtanesi de stadın yeniden yapılandırmak. Parça parça stadı değiştirdi ve hergün ne kadar güzelleştiğini kendi gözlerimizle gördük. Bu zaman da şampiyonlar liginde sıfır çekildi ama ilerde herşey güzel olacaktı buna inanıyordu taraftar ve kongre üyesi. Fenerium açıldı resmi ürünleri satmak için, eğer yanlış bilmiyorsam ilk defa bir klüp bunu uyguluyordu. Küçük çaplı yapılanmaları gözardı ediyoruz. Ağızlara bir "KURUMSALLAŞMA" lafını dolandı. Başkanı, yönetim kurulu, taraftarı, medyası fenerbahçe hakkında konuşurken cümle içinde kullanıyordu bu iş hayatının afilli kelimesini. Anlamı klup belirli yazılı kurallar üzerine kurulu olup ona göre yönetilme durumu. Kim gelirse gelsin kitabına göre yönetecekti klubü. Fenerbahçe'nin geleceği aydınlıktı yapılanlara bakınca ama Fenerbahçe'yi yönetmek şirket yönetmek değildi. Gerçi şirket yönetir gibi yönetseler sorun değil çünkü işi bilenlere emanet edilir ve bunla beraber büyüme kaydedilir. Bende herkesin anladığı gibi anlarım futboldan dedi ve işin ehline hiç danışmadı. Basketbol ve Voleybolda bunlar yapılmadı ve başarılar yavaş yavaş gelmeye başladı.

Futbol'dan başlayacak olursak hiç bir zaman işin ehillerine danışılmadı. Para ile iyi takım kurarım mantığı oldu hep. Klubün idari yapısında olan profesyonellik hiçbir zaman futbol takımının idaresinde uygulanmadı. Dünya klubü olmak çabamız var derken yine de haklarını yemeyelim eskisi veya bugünkü gibi hatalar yapmıyorlardı. Yeniden yapılanma içindeki takım için Daum ideal antrenördü ama istenen beklenen hedef Edirne ötesinde başarıydı. Daum bunu hedeflemiyordu. Denizli buhranı sonrası istifa ediyordu. Yerine basınımızın stajyer olarak nitelediği zico geldi. Başlarda haklı olarak çok eleştirildi ama sonra kendini geliştirdi ve 100. yılda şampiyonluk ve Şampiyonlar liginde yarı final kapısından döndü. Hemde çok iyi oynayarak. Ligde Şampiyonluk gitti iplerin koptuğu yanlışların tüm doğruları götürdüğü yere doğru gelindi. Aragones ile başlayan dipsiz kuyu tekrar daum getirilerek devam edilmeye başladı. Belki daum ligde başarılı olacak ama yine de avrupa da hüsran olacak. Dünya klubü olma yolunda ilerlerken, zico ile yükseliş başlarken kayıp yıllar olarak bu yıllar görebiliriz daum gidene kadar.

Basketbol konusuna aslında yazılacak çok şey var ama kısaca değinmeye çalışacağım. Aydın Örs ile başlayan yapı resmen çöpe atıldı. Tanjevic gibi getirilme sebebini hala sorguladığım biri getirild. Aydın Örs sonrası hiçbir gerçek fenerbahçelinin sahiplenmediği bir isim tanjevic. Futboldaki Zico'yuı basketteki Aydın Örs gibi değerlendirsek Aragonesin karşılığı Tanjeviçtir. Aragonese 1 sene dayanabilen yönetim nedense Tanjeviçe 3 senedir katlanıyor. Nedenin ne olduğunu bu işlerin içinde olan herkes az çok bilir. Dünya klubü olma yolunda ilerlerken ahbap çavuş yolunda ilerleyen bir klüp haline geldi her branşta fenerbahçe. Nerde kaldı kurumsallaşma ve profesyonel yönetim anlayışı.

21 Ekim 2009 Çarşamba

Euroleague "Bizim İçin" Başlıyor


Geçen hafta oynanan ilk maçta Maccabi Union Olimpija'yı 85-65 yenmişti. Bugün ise Fenerbahçe Ülker turnuvanın favorilerinden Barcelona'yı ağırlıyor.


Çok zor bir maç olacak ve Barcelona biraz daha ağır basıyor ama Fenerbahçe'nin yakın zamanlarda Barcelona'ya bu sahada yenilgiler tattırdığını da unutmamak gerek.

20 Ekim 2009 Salı

Nou Camp'ta Karadeniz Rüzgarı

Süprizlerle dolu Şampiyonlar Ligi gecesinde en büyük süpriz Ruslardan geldi. Rubin Kazan Gökdeniz Karadeniz'in gölüyle Barca ya bu sezonki ilk mağubiyetini tattırmış oldu.

Marca: "Karadeniz sorprende al Barca". İspanyol Marca gazetesinin manşeti. Tercümesi ; '' Karadeniz'in Barçaya süprizi''.

19 Ekim 2009 Pazartesi

Bol Gollü Bir Maç


Ve maç beklenildiği gibi sonuçlandı. Ve maç öncesi hakkında konuştuğum Trabzonspor ile ilgili bir kaç şey daha söyleyerek yazıma başlamak istiyorum.Bu Trabzonspor'un buraya top oynamaya geldiğinden şüphe duydum aslında. Maç içinde zaman zaman sertlik olabilir. Ama Trabzonspor olayı biraz çirkefliğe döktü. Ve benim aslında önceki yazımda bahsettiğim vizyon olayı da biraz bununla ilgili. Büyük takımlar futbol oynamaya gelir, Beşiktaş gibi... Yenilir ya da yener. Pozisyon bulur, becerikli ve şanslı olursa atar,bazen şanssızlık eseri gol yer ama seviyeli oynar, şanına yakışır bir şekilde oynar. Futbol biraz da budur. Kimi orta kalite takımlar pres yapıp futbol oynatmamaya gelir, Eskişehirspor gibi.. Puanını alır gider. Bir de Trabzonspor'un bu gece uyguladığı bir model var, o da ancak daha küçük takımların yapacağı türden bir şey. İşte bu futbol mantalitesiyle , bu savunmasıyla, bu kilolu kalecisiyle ve Ceyhun!!!!! gibi yıldızlarıyla Trabzonspor Türkiye'nin Avrupa'da puan almasını ve başarı kazanmasını sağlayacak takım vizyonuna sahip değildir. Intertoto'da oynayıp tecrübe kazanırsa, zamanla olabilir. Ancak ligde yükseldikçe taraftarını -beyhude yere- ümitlendiren, ufak tefek bazı hedefleri yakalamaya çalışan bir takım hüviyetinde.


Maç içinde Trabzonspor'un tek ustalık kokan hareketi Colman'ın ilk golüydü. Bu tip bir golü Avni Aker'de de atmıştı Galatasaray'a karşı. Attığı ikinci golde de, olması gerektiği yerdeydi. Tabii, Galatasaraylı futbolcuların eşsiz ikramları da Trabzonspor'un futbol oynamasını sağladı. Yani, futbol oynayan da oynatan da Galatasaray'dı.


Ceyhun maç boyunca ortalığı çok gerdi. Ama gençlik heyecanından, ama kendini kanıtlama sevdasından ama başka nedenlerden ....


Neyse, çok kısaca Galatasaray'ın savunma zaafları devam ediyor ama hücumda üretkenliği yeniden bulmuş durumda. Ya da belkide karşısında savunma bulamamış durumda... Beklenmeyen goller yiyor ama telafi edebiliyor. Bu Galatasaray, ligi ilk ikinin içinde bitirir. Ama Trabzonspor ancak ilk sekize girme mücadelesi verir bu kafasıyla.Bu arada kaleci Silva'ya bir diyetisyen nezaretinde kilo vermesini, Hugo Broos'a da Belçika'daki eş dost için tez elden hediyelik eşya bakmasını tavsiye ederim.

Button-Brawn GP Champion

F1 2009 Şampiyonu Jenson Button

"Bu harika. Özellikle işlerin ters gittiği birkaç yarıştan sonra bu çok iyi oldu. Harika bir yarıştı, Ben Dünya Şampiyonuyum! 21 yıl önce kartinge başladığım zamanki amacım buydu. Kazanmayı seviyorum. Hiç gerçekten bir dünya şampiyonu olacağımı bilemezdim ama bugün bunu yaptık!".
Formula 1 de sezonun bitimine 1 yarış kala şampiyonluğunu ilan eden Jenson Button'un Brezilya GPsi sonrası ilk sözleri...

F1 2009 Takımlar Şampiyonu Brawn GP

Jenson Button şampiyon olurken takımı Brawn GP'de F1 tarihinde ilk sezonunda takımlar şampiyonu olarak büyük başarıya imza attılar. Barrichello & Button ikilisi Brawn GP ye beklenmeyen şampiyonluğu getiren iki isim.



sahipsiz Mİ LAN rijkaard


Gecenin en anlamlı pankartı.. Türk spor medyasına tepkimizi güzel göstermişiz..

18 Ekim 2009 Pazar

Galatasaray- Trabzonspor Maç Öncesi

Bu maçın öncesiyle ilgili analizimden önce Türk futboluyla ilgili bir iki gerçeği paylaşmakta yarar görüyorum.

Bahsedilenin aksine, Türk futbolunun temel yapısı 3 takım üzerine şekillenir: Beşiktaş, Fenerbahçe ve Galatasaray...

Seversiniz ya da sevmezsiniz. Tabii, bu üç büyüğün en büyüğünün hangisi olduğu da taraftarına göre değişir. Ama sonuçta Türk futboluna yön veren özellikle bu üç takımdır, inişli çıkışlı olsa da - ki bu Türk futbolunun doğasında vardır- Avrupa'da ses getiren, bir şeyler yapan en iyi "3" takım bunlardır. İstatistiklere bakarak Türkiye'yi kimin en başarılı şekilde temsil ettiği de kolayca görülebilir.

Neyse, bunların dışında kalan takımlar ise, lige belli bir seyir zevki katan, olaylara doğrudan veya dolaylı tesir eden, asansör takım hüviyetindeki Anadolu takımlardır. Ve her ne kadar, Trabzonspor'da 4. büyük olarak anılsa da, bu kategoriye dahildir. Çünkü bu Anadolu takımı zihniyetini üzerinden atamamıştır, atacak vizyonu da yoktur. Bu ligde birazcık derli toplu oynayan takım zaten ilk beşin içinde kendine yer bulur, hatta üç büyüklerin bu ilk 5'teki yeri her halükarda %80 garantidir. Yani, Trabzonspor ne kadar şampiyonluğu zorlasa da, daha ileriye yönelik bir adım atamaz. Ha, şayet ligi 2. bitirirse de, bu Sivassspor'un ömrü hayatında ilk ve son kez yapıp Şampiyonlar Ligi ön elemesi oynaması gibi şans ve 3 büyüklerin çok kötü bir sezon geçirmesinden dolayıdır.
Ben elbette Türk futbolunun hatta Türk sporunun gelişmesini isterim. Ama bunu yapabilecek 3 takım var neticede. Ligin son derecede çekişmeli olması, heyecanlı olması, bunlar günlük zevklerdir. Türk futbolunun dünya arenasında ne derece yükseldiğine bakmak gerekir. Avrupa kupalarındaki başarılara bakmak gerekir. Avrupa'da 3. 4. sınıf takımlardan "fark" yiyecekse, Trabzonspor'un da, ligi 2. 3. bitirip kupaya katılmasının da bir anlamı yoktur. Ancak kendi at gözlüklü hayalperest taraftarını boş yere ümitlendirmeye yarar. Yıllardır Avrupa kupası oynayan bu takım seneye gene ön eleme oynasa yapacağı bellidir. Avrupa Ligin'de yapacağı bellidir.
Ha, 90'lı yıllardaki kadrosu itibarıyla hakikaten 4. büyük olarak kabul gören, rakiplerine korku salan bu takımın Avrupa'da da başarılı olduğu olmuştur. Denizlispor gibi, Kocaelispor gibi bir defalık ve şans eseri.

Neticede, bu konu böyle uzar gider, ama futboldan biraz anlayan biri Trabzonspor'un, şampiyonluğu kovalasa da, iyi!!! transferler yapsa da, iddialı bir futbol ortaya koysa da, bir Anadolu takımı olduğunu bilir. Yani, Eskişehirspor gibi, Gençlerbirliği gibi, Gaziantepspor gibi; güçlü ligin seyrine etki eden ama Avrupa'da esamesi okunmayan bir takımdır. O ya da bu sebepten, mali durumdan, yönetimden; ama elimizde olan budur. Ben de olmasını ümit ettiğime göre değil de, olduğunu gördüğüme göre konuştuğum için bu yazıyı yazdım ve düşüncelerimi açıkladım.

Ve sonuç olarak, Galatasaray iyi gitmiyor ama Trabzonspor karşısında şanslı. Yani, Trabzonspor da Ankaragücü gibi bize şahlanabilir ama ben Galatasaray'ın en az iki farklı kazanacağını düşünüyorum. Zaten kazanamazsa, bu düşüş biraz daha sürecektir.

15 Ekim 2009 Perşembe

YORUMSUZ



Doping olayından sonra Fenerbahçe Taraftarının yaptığı pankart. Fenerbahçeli olsam da yorum yapmıyorum. Efesliler de kambala maskeleri takmışlar.

FENERBAHÇE DERBİYE KADAR PUAN KAYBEDER Mİ?

1 Haftayı geçti anketi yayınlayalı. 24 kişi oy kullanmış ve 14 kişi Fenerbahçe, derbiye kadar puan kaybetmez demiş. 10 kişi de Fenerbahçe Puan kaybedecek demiş. Gaziantep maçında bakalım kim yanılşmış olacak. Gönlüm benle beraber oy veren 13 kişiyle beraber yanılmamış olmaktan yana. Anketlerimiz devam edecek.

EFES PİLSEN-FENERBAHÇE ÜLKER



Geçen sene yaşanan o kadar rezalet nedeniyle maça gitme hevesim yok. Zaten bu vakitten sonra içeri girmek biraz zor. Geçen sene Telekom ile oynanan maçta biletler çok öncesinden tükenmişti. Bunda Ankara takımı ile oynanması en büyük sebeptir. Bu sene biletix sitesine girdiğimde biletlerin hepsi satılmamıştı. Final serisinde söylenen sözler kimine göre gerekli kimine göre gereksiz bir şekilde ortamı germişti. Sonuçta istenmeyen olayların çıkmasına kibrit yakılmış olundu. Basın toplantısından sonra verilen bu poz bana hiç de samimi gelmiyor. Hadi maç heyecanı ile samimi olarak görelim ama maç sonunda yine gereksiz demeçler verilmesini engelleyecek mi. Bende farkındayım maçla alakalı hiç taktiksel bir yorum yazmadım. Basketbol artık sadece basketbol olmaktan çıkıyor. Sebep bu olsa gerek. 2 cümle bişeyler karalayacak olursak. Geçen sene Telekom karşısında Mirsad ve Rasimi değişmeli olarak 4 numarada kullanan Tanjevicin elinde bu sefer 2 oyuncu da yok ama Semih Erden daha önce Efese karşı 4 numarada başarılı olmuş bir isim. Kısalarda Fenerbahçe geçen seneye göre bariz bir şekilde çok daha iyi. Efes pilseni izlemedim hiç bu sene ama Salsabasket'te okuduğum kadarıyla iyi olmadığını biliyorum. 4 numarada Efesin bariz üstünlüğü var ama bunu değerlendirmek asıl önemli konu. İnşallah olaysız çekişmeli bir maç izleriz.

14 Ekim 2009 Çarşamba

ÇEKLERDEN SAN MARİNOYA TEŞVİK PRİMİ



Ntvspor sitesinde dolaşrken gördüm bu ilginç haberi. Çek Cumguriyeti'nin Dünya kupasına katılması için San Marino'nun Slovenya önünde puan alması gerekiyor. Averaj durumlarını bilmiyorum ama yenmesi de gerekebilir. İşin mucizelere kaldığını kolaylıkla görebiliyoruz:) ama çek gazetelerinden bi tanesi impossible is nothing felsefesini benimsemiş olacak ki San Marino'nun Slovenya'yı yenmesi halinde takım olarak toplamda 60bin euro ödül(!) vereceğini söylemiş. Aslında San Marino galibiyetinin ne kadar düşük bir ihtimal olduğunu düşünürsek bu para çok sönük kalmış bunun yanında. Küçük de olsa ihtimal dedik bizde istatistikleri inceledik. San Marino Bu zamana kadar oynadığı(1990 yılından bu yana) karşılaşmalarda sadece 1 galibiyet almış onu da kendi gibi aynı kaderi paylaşan yazılması ve söylenmesi çok zor olan liechtenstein karşısında almış. 4 tane de berbaerlikleri var biri milli takımımıza karşı olmak üzere. İstatistiklere tekrardan değerlendirince hakikaten düşük bir ödül:)

13 Ekim 2009 Salı

RÜŞTÜ'YE VEDA


EURO 96 İNGİLTERE


Her ne kadar Beşiktaş'a gittiği zaman çok kızmış olsam da Rüştü her Fenerbahçelinin kalbinde özel bir yere sahip oyuncumuzdur. Yıllarca hizmet ettiği milli takıma yarın veda edecek. Fatih Terim'in istifası nedeniyle pek fazla ilgi görmese de iade-i itibar yapmak en büyük görevlerimizdendir. Bizde Rüştü'nün internetten bulduğumuz birkaç fotoğrafını ekleyelim.


EURO2000 BELÇİKA-HOLLANDA



EURO2008 TÜRKİYE-HIRVATİSTAN

MİLLİ TAKIMIN BAŞINA KİM GELMELİ ?



Fatih Terim yapması gerekeni yaparak istifa etti. Dünya Kupalarına abone olan bir ülke değiliz ama Avrupa Şampiyonası'nda yapılan taktiksel hatalar son dakikalar sayesinde ileri ötelendi. Çok da iyi top oynamıyorduk ama son düdük çalana kadar süren inatçılığımız, inanılmaz sonuçlar almamızı sağladı. Bu arada yazılı ve görsel basın Fatih Terim'e yol gösterdi ve hatalarını yüzüne vurdu. Yardımcılarının yapmadığını basın yaptı ama yine de yaranamadı. Ders almaz, ders verev Terim, turnuvada oynanan futbolu belli ki hiç analiz etmemiş. Turnuvada yaptığımız hatalardan ders almamış(!). Sonuç olarak aynı hataları yapmaya devam ettik ve doğal olarak çıkamadık. Bana göre dünya kupasına katılsaydık bile iyi sonuçlar alacağımızı düşünmüyordum. Konuyu dağıtmayalım Fatih Terim sonrası milli takımın başına kim geçecek onu konuşalım. Çok isim geçti basında yalan yanlış. Eruğrul Sağlam, Daum(Allah göstermesin), Hiddink(nasıl gelecekse Rusya'yı bırakıp) ve basınımızın kadrolu adayı Lucescu. Son günlerde izlediğim programlarda, gazetelerde devamlı yabancı teknik direktörler dillerde. Şu an Fatih Terim'in Türkiye'nin gelmiş geçmiş en başarılı teknik direktörü olmasından dolayı yerli Teknik direktörlerden kimseyi o göreve yakıştıramıyoruz. Gelecek olan yabancı hoca Terim'den daha fazla başarı kazanan biri olacak mı olmayacak mı göreceğiz hepbirlikte.
Bence başarıdan çok milli takımımıza yön verecek ve en üst seviyeden en alt seviyeye kadar organize edecek, bunları ekip olarak yapabilecek bir teknik direktöre ihtiyacımız var. Avrupa'da yetenekli gençleri üst seviyeye çıkarmada sorun yaşamayan ülkeler İspanya, hollanda ve Fransa'dır. Bu ülkelerden hoca getirebiliyorsak, yabancı hocaya razıyım ama milli takımları sadece sadece A milli olarak görüyorsak yerli hocalar gelsin. Kendi insanımıza güvenmesek de bu işin altından kalkabilecek hocalara sahibiz. İsmini duyduğunda herkesin bıyık altından güldüğü Yılmaz Vural'ın bile güvensek başarılı olma ihtimalimiz yüksek ama hiçbir zaman güvenmedik antrenörlerimize ve şans vermedik. Dediğim gibi milli takımlar sadece a millilerden oluşmuyor. Bunun Ümit milli takımı, U takımları da var. Hepsini doğru organize ve idare edebilecek bir ekibe ihtiyacımız var. Benim gönlümden geçen her zaman Türk hocadır ama yabancı olacaksa da Hollanda'lı bir hoca olmalıdır. Alt ve Üst seviye organizasyonu bakımından bizden kat ve kat daha başarılılar. Vizyon sahibi Hasan Doğan'dan sonra başan geçen yeni yönetimin vizyonunu şimdi görmüş olacağız.

11 Ekim 2009 Pazar

Tanrı Maradona'ya Tekrardan Elini Uzattı



Maradonanın 90+3 te gelen galibiyet sevinci görülmeye değer =)

Buenos Aires'te yoğun yağış ve fırtına altında oynanan maçta Arjantin 35lik Martin Palermo'nun 90+3 te attığı golle Dünya Kupasına katılma şansını son maça taşıdı. Geçen hafta Velez deplasmanında 39 metreden attığı golle herkesi şaşırtan Palermo dün gecede attığı golle Arjantine hayat vermiş oldu. 1986 Dünya Kupası'nda İngiltere'ye elle attığı gol ve bu gol için ; '' O el, Tanrının eliydi'' yorumu hala akıllardayken dün gece Tanrı uzatmalarda Maradona'ya tekrardan elini uzatmış oldu.

Not: Arjantin Dünya Kupası vizesi alsa bile bu futbol anlayışı ile işleri çok zor olucak. Arjantin gibi bir takımın 1-0 ın üstüne yatması, defans yapması ; böyle değerli futbol ülkesinin 35lik Palermo'ya muhtaç olması çok garip geliyor.